Oturum aç / Kayıt
Detaylı arama
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Makaleler Kur'an Elifbası Kur'an Tefsiri Kur'an Fihritsi Tecvid Eğitimi Kur'an Talim Soru ve Cevaplar
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Kur'an Tefsiri Kur'an Fihristi Kur'an Elifbası Tecvid Eğitimi Kur'an Talimi Soru ve Cevaplar Makaleler

Mâide

Geri İleri
Sûre Hakkında
Medine’de inmiştir. 120 âyettir. En son indirilen sûrelerdendir. Peygamberimizin vefatından kısa bir süre önce indirilen “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim” meâlindeki âyet de bu sûrededir. Dinî görev ve yükümlülüklerin, haram ve helâllerin ağırlıklı olarak ele alındığı sûrede, Hıristiyan ve Yahudilerin yanlış inançları ve onlarla olan ilişkiler üzerinde de ayrıntılı bir şekilde durulmaktadır. Sûre, “sofra” anlamına gelen adını, Hz. İsa’nın gökten inen sofra mucizesinden almaktadır.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Ey iman edenler, akitlerinizi yerine getirin. Haram kılındığı size bildirilenlerin dışındaki hayvanların etleri—ihramda iken avlanmayı helâl saymamak şartıyla—size helâl kılındı. Şüphesiz, Allah dilediği gibi hükmeder.

2. Ey iman edenler! Allah'ın nişanlarına,(1) Haram Aylara, hac kurbanlarına, kurban olarak işaretlenmiş hayvanlara, Rablerinin lütfunu ve rızasını arayarak Kâbe'ye gelenlere tecavüz etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman ise avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramın ziyaretinden alıkoydukları için bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. İyilik ve takvâda(2) yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.

(1) Allah'ın, bir İslâm simgesi olarak koyduğu hükümlere. Bir örneği için 2:158'e bakınız.
(2) Takvâ için 2:2'nin açıklamasına bakınız.

3. Size şunlar haram kılındı: leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanlar; ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere boğulmuş, bir darbe ile öldürülmüş, bir yerden düşüp ölmüş, başka bir hayvanla boğuşarak ölmüş yahut bir canavar tarafından parçalanmış hayvanlar; müşriklerin sunaklarında kesilen etler; bir de zarlarla kısmet aramak.(3) Bütün bunlar Allah'a itaatten çıkmak demektir. İnkâr edenler, bugün sizin dininizden ümitlerini kesmiş durumdadır; siz onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmı seçtim.(4) Günaha meyletmeden, sırf çaresiz kaldığı için bu etlerden yiyen kimseye gelince, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

(3) Falcılık, kehanet, kumar, bu yolla elde edilen yiyecekler.
(4) Dinin tamamlandığını bildiren bu âyetten sonra, sadece Bakara Sûresinin 281'inci âyeti nazil olmuş, yeni herhangi bir hüküm inmemiştir. Bu âyetin inişinden seksen iki gün sonra da Peygamberimiz vefat etmiştir.

4. Senden, kendilerine neyin helâl edildiğini soruyorlar. De ki: İyi ve temiz olan şeyler size helâldir. Allah'ın size nasip ettiği bilgi ile eğittiğiniz av hayvanlarının size tutup getirdiklerini de, üzerlerine Allah'ın adını anarak yiyin. Allah'tan sakının; çünkü Allah pek çabuk hesap görücüdür.

5. Bugün, temiz ve iyi şeyler size helâl kılınmıştır. Kitap Ehlinin yiyecekleri size helâldir; sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'minlerden hür ve iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan hür ve iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz, iffetlerinizi korumak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak şartıyla, size helâl kılındı. İmanı reddeden(5) kimsenin ise bütün yaptıkları boşa çıkmıştır; âhirette o hüsrana düşenlerdendir.

(5) Allah'a veya Onun indirdiği hükümlere iman etmeyi ve kemale ermiş olan dine bütünüyle teslim olmayı kabul etmeyen.

6. Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda, yüzünüzü, dirseklere kadar ellerinizi, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın ve başınızı meshedin. Cünüp iseniz tamamen yıkanın. Hasta olduğunuz zaman, seferde iken veya tuvaletten gelip yahut kadınlarla temasta bulunup da su bulamadığınız zaman, temiz bir toprakla teyemmüm ederek onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor; lâkin şükredesiniz diye üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.

7. Allah'ın size olan nimetini ve "İşittik ve itaat ettik" diyerek Ona verdiğiniz sözü hatırlayın. Allah'tan sakının. Çünkü Allah gönüllerde saklı olanı bilir.

8. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu takvâya daha yakındır. Allah'tan sakının. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

9. İman eden ve güzel işler yapanlara, Allah bağışlanma ve büyük bir ödül vaad etmiştir.

10. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise Cehennem ehlidir.

11. Ey iman edenler! Hatırlayın Allah'ın size olan nimetini ki, bir topluluk size sataşmaya niyetlenmişti de Allah onların elini sizden çekmişti. Allah'tan sakının. Mü'minler de ancak Allah'a tevekkül etsinler.

12. Biz İsrailoğullarından da ahit almış ve onlardan on iki temsilci seçmiştik. Allah "Ben sizinle beraberim," buyurdu. "Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman edip onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz,(6) Ben de sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştiririm. Bundan sonra hanginiz nankörlük edecek olursa, dosdoğru bir yoldan sapmış olur."

(6) Allah'ın verdiklerini, kat kat fazlasıyla ödüllendirilmek üzere, Allah yolunda harcarsanız. (2:245'e bakınız.)

13. Onları, sözlerinden dönmeleri yüzünden lânetledik ve kalplerini de katılaştırdık. Onlar, kelimeleri yerlerinden saptırırlar;(7) kendilerine verilen öğütten paylarını da unutmuşlardır. Pek azı müstesna, onlardan hep hainlik görürsün. Yine de sen onları bağışla ve aldırış etme. Muhakkak ki Allah iyilik yapanları sever.

(7) Kitaptaki kelimelerin yerlerini değiştirirler; veya, kelimeleri, kastedildikleri anlamlarından başka anlamlara saptırırlar.

14. "Biz Hıristiyanız" diyenlerden de ahit almıştık; onlar da kendilerine verilen öğütten nasiplerini unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir kin ve düşmanlık saldık. Neler işleyip durduklarını Allah onlara bildirecektir.

15. Ey Kitap Ehli! Size Bizim elçimiz geldi ki, kitaptan gizlediğiniz pek çok şeyi size açıklar, birçoğunu da yüzünüze vurmaz. Gerçekten size Allah'tan bir nur ile hakkı açıklayan bir kitap gelmiştir.

16. Onunla Allah, kendi rızasını izleyenleri selâmet yollarına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola iletir.

17. "Allah Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah Meryem oğlu Mesih ile annesini ve yeryüzündekilerin hepsini birden helâk etmeyi dilerse, Ona engel olacak kim var? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Allah'a aittir. O dilediğini yaratır; zira Allah'ın gücü herşeye yeter.

18. Yahudiler ve Hıristiyanlar "Biz Allah'ın sevgili oğullarıyız" dediler. De ki: Eğer öyle ise, Allah size niçin günahlarınız yüzünden azap ediyor? Siz de Onun yarattıklarından birer beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder.(8) Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Allah'ındır. Dönülecek yer de Onun huzurudur.

(8) 2:284'ün açıklamasına bakınız.

19. Ey Kitap Ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir fetret döneminde size hakkı açıklayan elçimiz geldi—tâ ki "Bize ne müjdeleyen, ne de uyaran birisi gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyen de, uyaran da gelmiştir. Allah'ın ise herşeye gücü yeter.

20. Hani, Musa kavmine, "Ey kavmim," demişti. "Aranızdan peygamberler göndermekle, sizi hükümran kılmakla ve dünyada kimseye vermediğini size vermekle Allah'ın size lütfettiği nimeti hatırlayın.

21. "Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal topraklara girin. Sakın dönüp kaçmayın; sonra hüsrana düşersiniz."

22. "Ey Musa," dediler. "Orada zorba bir topluluk var. Onlar çıkmadan biz oraya girmeyiz. Ne zaman çıkarlarsa biz de o zaman gireriz."

23. Allah'tan korkanlardan, Onun nimetine ermiş iki adam dedi ki: "Onların üzerine kapıdan girin. Siz oraya girdiniz mi onları yenmişsiniz demektir. Mü'min iseniz yalnız Allah'a tevekkül edin."

24. Onlar yine "Ey Musa," dediler. "Onlar orada olduğu müddetçe biz asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidip onlarla savaşın; biz burada oturacağız."

25. Musa dedi ki: "Yâ Rabbi, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle fasıklar topluluğu arasında Sen hükmünü ver."

26. Allah buyurdu ki: "Kutsal topraklar onlara kırk sene haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşsınlar; sen o fasıklar topluluğu için tasalanma."

27. Onlara Âdem'in iki oğlunun kıssasını dosdoğru oku. Onlar birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kurbanı makbul olmayan, diğerine "Seni öldüreceğim" dedi. O ise "Allah ancak takvâ sahiplerinin ibadetini kabul eder," cevabını verdi.

28. "Sen beni öldürmek için bana el kaldırsan da, ben seni öldürmek için el kaldırmayacağım. Çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.

29. "İstiyorum ki benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş ehlinden olasın. Zalimlerin cezası işte budur."

30. Böylece, nefsi ona kardeşini öldürmeyi hoş gösterdi; o da onu öldürüp hüsrana düştü.

31. Sonra Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini ona göstermek için, yeri eşeleyen bir karga gönderdiğinde, o "Yazıklar olsun bana!" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim!" Böylece, ettiğine pişmanlık duyanlardan oldu.(9)

(9) Bir hadis-i şerifinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Zulmen öldürülen hiçbir kimse yoktur ki, onun vebalinden Âdem'in ilk oğluna da bir hisse düşmesin. Çünkü öldürme âdetini o başlatmıştır." (Buhârî, Enbiyâ: 1; Müslim, Kasâme: 27.)

32. İşte bu yüzden Biz İsrailoğullarına buyurduk ki, kim bir cana kıymamış yahut yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir kimsenin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir.(10) And olsun, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; lâkin bundan sonra bile onların birçoğu hâlâ aşırılığa devam ediyor.

(10) Öldürülen veya hayatı kurtarılan kişi, tek bir kişi bile olsa, İlâhî adaletin ve İlâhî rahmetin nazarında, o tek kişinin hukuku, bütün bir insanlığın hukuku kadar ciddiyetle ve önemle muamele görür. Özellikle yönetimde bulunan kimselerin "tek tük kişiler" yahut "küçük bir azınlık" olarak görüp küçümseyebilecekleri bireysel hakların korunması açısından, bu âyet önemli bir uyarı içermektedir. Yoksa, âyetten, bir kişiyi öldürenle pek çok kimseyi öldüren arasında hiçbir fark olmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Ayrıca, eğer işlenen kötülük başkalarına örnek teşkil eder ve bir çığır açarsa, o çığırı izleyenlerin günahından da ilk suçlu hissesini alır. Bir önceki âyetin dipnotuna bakınız.

33. Allah ve Resulüne savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya uğraşanların cezası, öldürülmek veya asılmak, yahut el ve ayaklarının çaprazlamasına kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmektir.(11) Dünyada onların cezası böyle bir rezilliktir; âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.

(11) İşlenen suçun korkutmak, yol kesmek ve mal gasp etmek şıklarından birini veya birkaçını içermesi durumuna göre, sayılan cezalardan biri uygulanır ki, mezhep imamlarının bu konuda çeşitli içtihatları mevcuttur.

34. Ancak siz onları ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesnadır. Şunu bilin ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

35. Ey iman edenler! Allah'tan sakının, Onun rızasına erişmek için vesile arayın ve Onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.

36. İnkâr edenlere gelince: Eğer yeryüzündeki herşey, hattâ bir o kadarı daha onların olsa da bütün bunları kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, bu onlardan kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.

37. Onlar ateşten çıkmak isterler, fakat çıkamazlar. Onlar için kalıcı bir azap vardır.

38. Hırsız erkeğin ve hırsız kadının, işlediklerine Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere, ellerini kesin.(12) Allah herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.

(12) Mâide Sûresi, en son inen sûrelerden biridir ve Kur'ân'ın ve Peygamberin terbiyesinde belirli seviyeye ulaşmış bir topluma hitap etmektedir. Bu toplum, insan haklarının—32'nci âyette de geçtiği gibi velev tek bir kişi hakkında dahi olsa—güvence altına alındığı, zekâtın titizlikle uygulandığı, yardım ruhunun insanlarda kökleştiği, yönetenlerin yönetilenlere karşı sorumluluklarını yerine getirdiği, dolayısıyla, hırsızlığa meydan verecek bütün kapıların kapatıldığı bir toplumdur. Böyle bir toplumda, kendi hakları tümüyle güvence altına alınmış olduğu halde başkasının malına uzanan bir el, toplumdaki dirlik düzenliğe ve güvenliğe karşı küçümsenemeyecek bir suç işlemiş ve "bir ibret cezası olarak kesilmeyi" hak etmiş olur. Bununla birlikte, anılan ceza büyük küçük her türlü hırsızlık olayında gelişigüzel uygulanacak bir ceza değildir; bu cezanın uygulanabilmesi için birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekir ki, bunlar fıkıh kitaplarında delilleriyle birlikte geniş şekilde ele alınmıştır. Ayrıca, bir kıtlık senesinde Hz. Ömer'in bu cezayı uygulamadığı da bilinmektedir. Cezanın yürürlükte olduğu dönemlerde ve toplumlarda bu uygulamanın pek az görülmesi ise, cezanın gerçekten ibret verici olduğunu ve bundan bütün bir toplumun kazançlı çıktığını göstermektedir.

39. Fakat kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse, Allah onun tevbesini kabul eder. Gerçekten de Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

40. Bilmiyor musun ki göklerin ve yerin egemenliği Allah'ındır; O dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar.(13) Çünkü Allah'ın gücü herşeye yeter.

(13) 2:284'ün açıklamasında da geçtiği gibi, Onu azap etmeye veya bağışlamaya zorlayacak hiçbir güç yoktur. Kime azap edeceğini ve kimi bağışlayacağını da—bir önceki âyette bir örneği görüldüğü gibi—Allah pek çok âyetinde açıklamıştır. Açıklanan bu ölçütler de tamamıyla İlâhî iradenin belirlediği ölçütlerdir. Yoksa, "Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar" sözü, adaletten uzak bir keyfîlik anlamına hiçbir zaman gelmez.

41. Ey Peygamber! Kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerden inkâra koşuşanlar da, Yahudilerden yalanı can kulağıyla dinleyen(14) ve sana gelmemiş bir topluluk hesabına casusluk edenler(15) de seni üzmesin. Onlar kitaptaki kelimelerin yerlerini ve anlamlarını değiştirirler; "Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının" derler. Allah birisini fitneye düşürmek isterse, artık sen onu Allah'ın elinden kurtaramazsın. Allah onların kalplerini temizlemek istememiştir. Dünyada onlar için bir rezillik, âhirette ise büyük bir azap vardır.

(14) Veya "yalan uydurmak için seni dinleyen."
(15) Veya "seni dinlemek yerine, sana gelmeyen bir topluluğu dinleyen."

42. Onlar yalan dinleyici, haram yiyicidirler. Sana gelecek olurlarsa, ister aralarında hükmünü ver, istersen onlardan yüz çevir. Yüz çevirdiğin takdirde sana hiçbir zarar veremezler. Ama hüküm verecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah âdil olanları sever.

43. Ellerinde Tevrat, Tevrat'ta da Allah'ın hükmü varken, nasıl oluyor da onlar senin hakemliğine başvuruyor, sonra senin hükmünden de dönüveriyorlar? Aslında onlar hiçbir şeye inanmış değillerdir.

44. İçinde hidayet ve nur olan Tevrat'ı da Biz indirdik. Hakka teslim olmuş peygamberler, Yahudiler hakkında onunla hükmederlerdi. Allah erleri ile âlimler de onunla hükmederlerdi; çünkü onlar da Allah'ın kitabını korumakla görevliydiler ve onun hak kitap olduğuna şahit idiler. Siz de insanlardan korkmayın, Benden korkun; üç beş kuruş için Benim âyetlerimi satıvermeyin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.

45. Tevrat'ta Biz onlara "Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş—yaralar böylece kısas olunur" diye yazdık. Fakat kim kendi hakkını bağışlarsa, bu onun için bir kefaret olur.(16) Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.

(16) O nasıl kendisine karşı işlenen suçu bağışladıysa, Allah da onu bağışlar. Ayrıca suçun da cezası düşer, kısas gerekmez.

46. Sonra o peygamberlerin izleri üzerinde Meryem oğlu İsa'yı, kendisinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona da, içinde hidayet ve nur olan İncil'i, kendisinden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve takvâ sahipleri için bir hidayet rehberi ve öğüt olarak verdik.

47. İncil ehli de Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmış fasıkların tâ kendileridir.(17)

(17) Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, arka arkaya gelen âyetlerde kâfir, zalim ve fasık olarak nitelendirilmişlerdir. Allah'ın indirdiğini beğenmemek, reddetmek, inkâr etmek, hiç kuşkusuz, "kâfir" sıfatına hak kazandırır. Allah'ın âdil hükümlerinden bilerek ayrılmak zulüm, Onun emrinden çıkmak da fasıklıktır. Allah'ın indirdiğini terk eden, duruma göre, bu üç sıfattan birine veya hepsine müstehak hale gelir.

48. Sana da, ondan önceki kitapları tasdik edici ve onları gözetici olarak kitabı hak ile indirdik. Onun için, sen de Allah'ın indirdiğiyle hükmet; sana gelmiş olan haktan sonra artık onların heveslerine uyma. Herbiriniz için Biz bir şeriat ve bir yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak verdikleriyle sizi sınamak için ümmetlere ayırmıştır; siz de hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır; anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri O size bildirecektir.

49. Sana şunu da bildirdik: Onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların heveslerine uyma. Dikkat et, seni şaşırtıp da Allah'ın indirdiklerinin bir kısmından caydırmasınlar. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belâya uğratmak istiyordur. Gerçekten de insanlardan birçoğu Allah'a itaatten çıkmış kimselerdir.

50. Yoksa onlar cahiliyet devrinin hükmünü mü arıyorlar? Fakat kesin bir bilgi ve inançla iman edenler için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim var?

51. Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidir. Sizden onları veli edinen, onlardan olur. Allah ise zalimler güruhuna yol göstermez.(18)

(18) Genellikle "dost ve yardımcı" olarak tercüme ettiğimiz "veli" sözcüğünde, 3:28 ile ilgili dipnotunda da değindiğimiz gibi, bir kimsenin işlerini yürütmek, onun üzerinde tasarruf sahibi olmak gibi anlamlar da bulunmaktadır. Âyetin önüne ve sonrasına, bir de konu ile ilgili âyetlere bütün olarak bakıldığında, burada, iman ehlini başkalarının himayesine terk etmek anlamına gelen dostluk ve ilişkilerin yasaklanmış olduğu anlaşılacaktır. Buna karşılık, bu sûrenin 5'inci âyeti Kitap Ehlinin yiyeceğinden yemeyi ve kadınlarıyla evlenmeyi helâl kılmakta, 60:8-9 ise Kitap Ehline—onlardan bir düşmanlık görmemiş olmak şartıyla—iyilik etmeyi güzel davranışlar arasında saymaktadır. 3:28 ile 4:139 gibi âyetler ise, inkârcılar ve Kitap Ehli ile dostluğun tehlikelerine karşı ciddî uyarılar içermektedir.

52. Kalplerinde hastalık bulunanların, "Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz" diyerek(19) onların arasına koşuştuklarını görürsün. Fakat bakarsın, Allah size bir fetih nasip eder veya kendi katından bir iş ortaya çıkarır da onlar gönüllerinde sakladıkları şey için pişman oluverirler.

(19) "Gün gelir hesap döner; bakarsınız, yarın talih onların yüzüne güler. Onun için biz şimdiden onların dostluğunu kazanalım" düşüncesiyle.

53. O zaman mü'minler de "Şunlar değil miydi bizimle beraber olduklarına dair(20) var güçleriyle yemin edenler?" derler. Onların bütün işledikleri boşa çıkmış, böylece hüsrana düşmüşlerdir.

(20) İbarenin aslı "sizinle olduklarına dair." Ancak bu, grup içinden bir kişinin, diğer grup üyelerine söylediği bir sözdür ki, Türkçeye aynı şekilde tercüme edildiği zaman anlam kaymakta, grup dışından birisinin o gruba hitabı şeklinde anlaşılabilmektedir.

54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar Allah'ı sever. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetlidirler; Allah yolunda cihad ederler; dil uzatanın kınamasından da korkmazlar. Bu Allah'ın lütfudur ki, dilediğine verir. Allah ise lütuf ve keremi pek geniş olan ve herşeyi hakkıyla bilendir.

55. Sizin veliniz ancak Allah'tır, Resulüdür, bir de namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah huzurunda eğilen mü'minlerdir.

56. Kim Allah'ı, Resulünü ve iman edenleri veli edinirse, hiç kuşkusuz üstün gelecek olan, Allah'ın taraftarlarıdır.

57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan sizin dininizi oyun ve eğlence edinenler ile kâfirleri kendinize veli tutmayın. Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun.

58. Siz namaz için ezan okuduğunuzda, onlar bunu eğlence ve oyun edinirler; çünkü onlar akılları ermeyen bir güruhtur.(21)

(21) Ezan, namaz için bir çağrı olmanın yanında, Allah'ın birliğini ve Peygamberimizin risaletini ilân eden çok önemli bir İslâm nişanıdır. Peygamberimizden rivayet edilen birçok sahih hadiste ezanın fazileti ile ezanı okumanın ve dinlemenin önem ve sevabı hakkında büyük müjdeler yer aldığı gibi, ezandan kimlerin hoşlanmadığı da anlatılmaktadır. Bu hadislerden birinde, ezan okunduğu zaman şeytanın ezan sesinin işitilmediği yere kadar kaçtığı bildirilmiştir. (Buhârî, Ezan: 4; Müslim, Salât: 19.) Yukarıdaki âyetten ise, ezan ile alay etmenin kâfirlik anlamına geldiği açıkça anlaşılmaktadır.

59. De ki: Ey Kitap Ehli! Bizden hoşlanmayışınızın şundan başka bir sebebi mi var: Biz Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inanıyoruz; siz ise çoğunlukla yoldan çıkmış kimselersiniz.

60. "Allah'tan bir ceza olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi?" de. "Allah'ın lânet ettiği, gazabına uğrattığı, kimini de maymuna ve hınzıra çevirdiği, tâğuta kulluk edenler en kötü bir mevkidedirler; onlar dosdoğru yoldan sapmışlardır."

61. Sana geldikleri zaman "İnandık" derler; oysa yanına kâfir girmiş, oradan kâfir çıkmışlardır. Allah ise onların saklamakta olduklarını pek iyi bilir.

62. Onlardan birçoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemekte yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kadar da kötü birşeydir!

63. Mürşid ve âlimlerinin, onları günah sözden ve haram yemekten alıkoymaları gerekmez miydi? İşleyip durdukları ne kötü birşeydir!

64. Yahudiler bir de "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Elleri bağlansın onu söyleyenlerin, lânet olsun onlara! Allah'ın iki eli de açıktır; nasıl dilerse öylece bağışlar. Rabbinden sana indirilenler, onların azgınlığını ve inkârını daha pek çok arttıracaktır. Biz ise onların arasına, kıyamete kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve kin bıraktık. Onlar ne zaman bir savaş ateşi körüklemek istedilerse, Allah onu söndürdü. Onlar dünyada hep fesat çıkarmaya uğraşırlar. Fakat Allah fesatçıları hiç sevmez.

65. Eğer Kitap Ehli de iman etmiş ve sakınmış olsa idi, Biz onların günahlarını örter ve kendilerini nimetlerle dolu Cennetlere yerleştirirdik.

66. Eğer onlar Tevrat'ın, İncil'in ve Rablerinden onlara indirilmiş olan şeylerin hakkını verselerdi, başlarının üzerinden ve ayaklarının altından nimetlerle besleneceklerdi. Gerçi onlardan orta yolda olanlar da vardır; birçoğunun yapmakta olduğu ise pek kötü birşeydir.

67. Ey Peygamber, sana Rabbinden indirileni tebliğ et. Bunu yapmazsan, elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah kâfirler güruhuna yol göstermez.

68. De ki: Ey Kitap Ehli! Siz Tevrat'ın, İncil'in ve Rabbinizden size indirilenin hakkını vermedikçe hiçbir esasa dayanmış olmazsınız. Rabbinden sana indirilen, onların pek çoğunun azgınlık ve inkârını daha pek çok arttıracaktır. Artık o kâfirler güruhu için tasalanma.

69. İman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden(22) kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder ve güzel işler yaparsa, onların Rableri katında ödülleri vardır. Artık ne bir korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar.

(22) Bu üç dinden hariç olanlar. Veya, Hıristiyanlık ve Yahudilik arasında, tek tanrılı bir din ki, bugün Irak taraflarında bir grup mensubu bulunmaktadır.

70. And olsun, Biz İsrailoğullarından ahit aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber hoşlanmadıkları birşey getirecek olsa, bir kısmını yalanlıyor, bir kısmını da öldürüyorlardı.

71. Onlar başlarına bir belâ gelmeyecek sandılar da körleşip sağırlaştılar. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Sonra da birçokları yine körleşip sağırlaştı. Allah ise onların yapmakta olduklarını görüyor.

72. "Allah Meryem oğlu Mesih'in kendisidir" diyenler kâfir oldular. Halbuki Mesih onlara, "Ey İsrailoğulları," demişti. "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona Cenneti haram kılar; onun varacağı yer ateştir. Zalimlerin ise hiçbir yardımcısı olmaz."

73. "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler kâfir oldular. Oysa tek bir Tanrıdan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer bu söylediklerinden vazgeçmezlerse, onların kâfir olanlarına acı bir azap dokunacaktır.

74. Hâlâ Allah'a dönüp de bağışlanmalarını istemeyecekler mi? Oysa Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

75. Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti. Onun annesi ise dosdoğru ve iffetli bir hanımdı. İkisi de yiyip içerdi. Bir onlara âyetleri nasıl açıkladığımıza bak, bir de onların nasıl yüz çevirdiklerine!

76. De ki: Allah'ı bırakıp da size ne zararı, ne de faydası dokunmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.

77. De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haktan uzaklaşıp da aşırılığa kaçmayın. Daha önce sapmış, pek çoklarını saptırmış ve yolun doğrusundan ayrılmış bir topluluğun heveslerine uymayın.

78. İsrailoğullarından kâfir olanlar, hem Davud'un, hem de Meryem oğlu İsa'nın diliyle lânetlendiler. Bunun sebebi de onların isyan etmiş olmaları ve hadlerini aşıp durmalarıydı.

79. Onlar kötülük işlediklerinde birbirlerini bundan alıkoymazlardı. Ne kötü birşeydi işleyip durdukları!

80. Onlardan birçoğunun kâfirleri veli edindiklerini görürsün. Kendi elleriyle Allah'ın gazabını davet etmeleri ne kötü birşeydir! Onlar azapta sürekli kalacaklardır.

81. Eğer onlar Allah'a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, kâfirleri veli edinmezlerdi; lâkin onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

82. İman edenlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulacaksın. İman edenlere sevgide insanların en yakını olarak da "Biz Hıristiyanız" diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ki, bunlar büyüklük taslamazlar.

83. Peygambere indirileni işittiklerinde, âşinâ oldukları haktan dolayı gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. "Ey Rabbimiz, iman ettik," derler. "Sen de bizi hakka şahitlik edenlerle beraber yaz.

84. "Rabbimizin bizi iyi ve hayırlı kullar arasına katması için can atarken, Allah'a ve haktan bize gelene niçin iman etmeyelim?"

85. Bu söylediklerine karşılık, Allah da onları, içinde ebediyen kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetlerle ödüllendirdi. İyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin karşılığı işte budur.

86. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise Cehennem ehlidir.

87. Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.

88. Allah'ın sizi rızıklandırdığı helâl ve temiz nimetlerden yiyin. Bir de, kendisine iman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının.

89. Allah sizi yeminlerinizdeki yanılmadan sorumlu tutmaz; fakat bilerek edip de sorumluluğu altına girdiğiniz yeminlerin hesabını sizden sorar.(23) Böyle bir yemini bozmanın kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisiyle on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkân bulamayan üç gün oruç tutar. İşte bu, bozduğunuz yeminlerin kefaretidir. Yeminlerinize sahip çıkın. Şükretmeniz için Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.

(23) 2:224-225'e de bakınız.

90. Ey iman edenler! İçki, kumar, sunaklar(24) ve zarlar(25) şeytan işi birer pislikten başka birşey değildir; bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

(24) Putlar için kurban kesilen dikili taşlar ve onlarda kesilen hayvanlar, putperestliği simgeleyen taşlar ve diğer şeyler.
(25) Kumar âletleri, kehanet araçları, kumar, falcılık.

91. Hiç kuşku yok ki, şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bundan vazgeçersiniz, değil mi?

92. Allah'a da itaat edin, Peygambere de itaat edin; onlara karşı gelmekten kaçının. Eğer yüz çevirecek olursanız şunu bilin ki, Peygambere düşen, açıkça bildirmekten ibarettir.

93. İman edip güzel işler yapanlar, bundan böyle haramdan sakınıp iman ederek güzel işler yaptıkları, sonra takvâlarında ve imanlarında sebat ettikleri, sonra da takvâlarını daha da güzelleştirerek iyilik yaptıkları takdirde, daha önce tatmış oldukları şeylerden dolayı onlara bir günah yoktur.(26) Çünkü Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenleri sever.

(26) Bu âyet içki, kumar gibi kötülüklerin haram edilmesinden önce bunları işleyen ve bir kısmı da bu yasaklardan önce ölen mü'minlerin durumu hakkında inmiştir. (Buhârî, Tefsir 5:11; Müslim, Eşribe: 3; Tirmizî, Tefsir 5:10-12.)

94. Ey iman edenler! Görmediği halde Allah'tan korkanları ayırt etmek için, Allah sizi, elinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla sınayacak. Bundan sonra kim bu hükümleri çiğnerse, onun için acı bir azap vardır.

95. Ey iman edenler! İhramda iken avlanmayın. İçinizden kim ihramlı iken bilerek av hayvanı öldürürse, onun cezası, Kâbe'ye gönderilerek orada kurban edilmek üzere, öldürdüğünün misli bir davardır ki, bu da sizden iki âdil kişi tarafından hükme bağlanır; veya yoksulları doyurmak şeklinde bir kefaret yahut ona denk gelecek şekilde oruç tutmaktır—tâ ki, yaptığı işin vebalini tatsın. Geçmişte kalanı ise Allah affetmiştir. Fakat kim tekrar eskiye dönerse, Allah bunun öcünü ondan alır. Çünkü Allah'ın kudreti herşeye üstündür; O kötülükleri cezasız bırakmaz.

96. Deniz avı ve yiyeceği, hem sizin, hem de yolcuların yararlanması için, size helâl kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz sürece size haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.

97. Hürmetli Beyt olan Kâbe'yi, haccın yapıldığı haram ayı, gerdanlıklı ve gerdanlıksız kurbanları, Allah insanların din ve dünyalarına bir dayanak yaptı. Böylece siz de bilmiş olursunuz ki, Allah gökte olanı da bilir, yerde olanı da; çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilendir.(27)

(27) Bakara Sûresinin başında anlatıldığı gibi (2:30), Hz. Âdem'in yaratılışını meleklere haber verirken, Allah "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" buyurarak, insan neslinin gelecekte kazanacağı önem ve değere işarette bulunmuştu. Kâbe'yi ve haccı konu alan bu âyette de, Allah'ın ilim sıfatına üç defa atıfta bulunulmakta, üstelik konu gökler ve yerle irtibatlandırılmakta, böylece, Kâbe'nin ve haccın dünyayı âlemde seçkin hale getiren bir işlev göreceğini haber vermektedir. O gün bu gündür Kâbe'nin etrafında tavaf edenler hiçbir zaman eksik olmaz; her an yeryüzünün dört bir köşesinde milyonlarca insan saf tutarak ona yönelir; hac mevsiminde ise her sene orada bir haşir provası yaşanır. Bütün bunlar, göklerden ve manevî âlemlerden hazla ve gıptayla seyredildiğinde kuşku olmayan muhteşem manzaralardır.

98. Bilin ki Allah'ın cezası pek şiddetlidir; Allah, aynı zamanda çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

99. Peygambere düşen, ancak bildirmekten ibarettir. Allah ise sizin açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.

100. De ki: Pis olan ile temiz olan bir olmaz—pis olan şeyin çokluğu sizin hoşunuza gitse bile. Onun için, Allah'tan sakının, ey selim akıl sahipleri, tâ ki kurtuluşa eresiniz.

101. Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur'ân'ın indiği sırada soracak olursanız, o da size açıklanıverir; oysa Allah onu sizden affetmiştir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, kullarına müsamahası pek geniştir.(28)

(28) Peygamberimiz hac âyetini tebliğ ederken, bir adam ısrarla "Her sene mi?" diye sormuş, Peygamberimiz ise buna cevap vermemişti. Adam yine ısrar edince Peygamberimiz "Evet dersem farz olur; bu defa güç yetiremezdiniz; terk edince de sapardınız. Ben birşey söylemediğim sürece siz de susun; sizden öncekileri çok sormaları ve peygamberlerine karşı olan ihtilâfları helâk etti" buyurmuştu. Konuyla ilgili bir başka vak'ada da, insanlar Peygamberimizi gereksiz sorularla bunaltmışlardı ki, bunlar arasında, "Benim babam kim?" gibi sorular da vardı. (Buhârî, Tefsir 5:12; Müslim, Fedâil: 134-138; Tirmizî, Tefsir 5:15-16.) Bakara Sûresinde de, kendilerine inek kesmelerini emreden Hz. Musa'yı sordukları gereksiz sorularla kendi işlerini ağırlaştıran Yahudilerin durumu anlatılmıştı. (Bk. 2:67-71.)

102. Sizden önce bir topluluk böyle şeyleri sormuş, sonra da sordukları şeyler yüzünden kâfir olmuştu.

103. Bahîre, sâibe, vasîle ve hâm'ı(29) Allah size bildirmiş değildir; kâfirler Allah adına yalan uyduruyorlar. Zaten onların çoğunun aklı ermez.

(29) Bunlar çeşitli vesilelerle putlara adanıp salıverilen, kendilerinden yararlanılması yasaklanan hayvanlardı.

104. Onlara "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiğinde, "Atalarımızdan gördüğümüz şey bize yeter" derler. Ya onların ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler ise?

105. Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe, sapıtanlar size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır; yapmakta olduklarınızı O size haber verir.(30)

(30) Hz. Ebubekir, bu âyeti nemelâzımcılığa yol açacak şekilde yorumlayanlara şöyle demiştir: "Ey insanlar, siz bu âyeti okuyup duruyorsunuz. Oysa ben Resulullahın şöyle buyurduğunu işittim: İnsanlar zalimi görüp de ona engel olmazlarsa, Allah'ın cezayı genelleştirmesinden korkulur." (Tirmizî, Tefsir 5:17.)

106. Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip çattığında, vasiyet ederken, aranızdaki şahitliği, sizden adalet sahibi iki kişi ile yerine getirin. Yahut yolculuğa çıktığınızda ölüm musibeti başınıza gelirse, sizden olmayanlardan iki şahit bulursunuz. Onlardan kuşkulanırsanız, namazdan sonra onları alıkoyun ve "Akrabamız bile söz konusu olsa, yeminimizi hiçbir menfaat karşılığında değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın emaneti olan şahitliği gizlemeyeceğiz; bunu yaparsak günahkârlardan oluruz" diye Allah adına yemin ettirin.

107. Bu şahitlerin yalan günahını işledikleri ortaya çıkarsa, hakları yenen ölü yakınlarından iki kişi onların yerini alsın ve "Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik; edersek zalimlerden oluruz" diye Allah'a yemin ettirin.

108. Bu usul, onların şahitliği hakkıyla yapmaları veya kendi yeminlerinden sonra başkalarının yeminlerine başvurulacağından korkmaları için daha uygundur. Allah'tan korkun ve kulak verin. Çünkü Allah fasıklar güruhuna yol göstermez.

109. Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah onlara "Ne cevap aldınız?" diye sorar. Onlar "Biz bilmiyoruz," derler. "Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen ancak Sensin."

110. O zaman Allah, Meryem oğlu İsa'ya "Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla," buyurur. "Hani seni Ruhu'l-Kudüs(31) ile desteklemiştim. Sen beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşurdun. Hani Ben sana okuma yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani Benim iznimle çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerdin de, Benim iznimle o bir kuş oluverirdi. Yine Benim iznimle anadan doğma körlerin gözlerini açar, abraşı iyileştirirdin. Yine Benim iznimle ölüleri diriltirdin. Hani, sen İsrailoğullarına deliller getirdiğin ve onların kâfir olanları "Bu düpedüz büyü" dedikleri zaman onların elinden seni kurtarmıştım.

(31) Cebrail.

111. Hani, Havarilere de "Bana ve elçime iman edin" diye ilham etmiştim; onlar da "İman ettik, şahit ol ki biz hakka teslim olmuş Müslümanlarız" demişlerdi.

112. Hani Havariler "Ey Meryem oğlu İsa," demişlerdi. "Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" İsa ise "Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun" demişti.

113. Onlar "Biz o sofradan yemek istiyoruz," dediler. "Tâ ki kalplerimiz tatmin olsun, senin doğru söylediğini bilelim ve buna şahit olalım."

114. Meryem oğlu İsa dedi ki: "Ey Rabbimiz olan Allahım! Bize gökten bir sofra indir ki bizim evvel gelenlerimize ve sonra gelecek olanlarımıza bir bayram ve Senden bize bir âyet olsun. Bizi rızıklandır; çünkü Sen rızıklandıranların en hayırlısısın."

115. Allah "Ben onu size indireceğim," buyurdu. "Lâkin bundan sonra sizden nankörlük eden olursa, onu da, şimdiye kadar dünyada kimseye vermediğim bir azapla cezalandırırım."

116. Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah buyurur: "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara 'Beni ve annemi Allah'ın yanı sıra tanrı edinin' diyen sen misin?" İsa der ki: "Sen her türlü noksandan ve ortaktan yücesin. Hakkım olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz. Ben böyle birşey demişsem, Sen zaten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olanı bilirsin; ben ise Senin zâtında olanı bilemem. Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen Sensin.

117. "Senin Bana emrettiğinden başkasını ben onlara söylemedim. 'Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. Onlar arasında bulunduğum sürece ben onların şahidiydim. Sen beni öldürdükten sonra ise onlar üzerinde gözetleyici olan yalnız Sen idin. Çünkü Sen herşeyin şahidisin.

118. "Onlara azap edersen, onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz ki Sen kudreti herşeye üstün olan sonsuz hikmet sahibisin."

119. Allah buyurur ki: Bugün, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür. Onlar için, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır. Allah onlardan razıdır, onlar Allah'tan. Bu ise pek büyük bir kazanç ve kurtuluştur.

120. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların egemenliği Allah'ındır. Onun gücü herşeye yeter.

Geri İleri

Meal Oku

Meal

Kur'an Mealinde Ara

Arama Yapılacak Bölüm
Suat Yıldırım Meali
Diyanet Meali
Ümit Şimşek Meali
Ayetlerdeki açıklamaları da kapsa
RSS akışımıza abone olmak için tıklayın... Facebook sayfamıza abone olmak için tıklayın.

Hakkımızda | Yardım | Bağış | İletişim | Kur'an'dan Bir Mesaj Mail Grubu

Bu sitenin barındırılması Sunucuturkiye Dedicated Server tarafından sağlanmaktadır

Feyyaz Grup