Oturum aç / Kayıt
Detaylı arama
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Makaleler Kur'an Elifbası Kur'an Tefsiri Kur'an Fihritsi Tecvid Eğitimi Kur'an Talim Soru ve Cevaplar
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Kur'an Tefsiri Kur'an Fihristi Kur'an Elifbası Tecvid Eğitimi Kur'an Talimi Soru ve Cevaplar Makaleler

Abdulmun’im Tuhi’nin “Fetih-Hucurat-Kaf” tilaveti üzerine mülahazalar

Yazar: Nurullah Dağ, 15-11-2014

Manevi hayatın son ve en mühim kaynağı olan Kur’an, nazil olduğu günden bu yana ortaya koymuş olduğu eşsiz ve esrarengiz bir sunumla insanlık alemine adeta ilahi bir format atmıştır. İnsanlığın yaşamını yeniden anlamlandıran bu semavi kitap, tüm insanlığı etkileyecek mükemmellikte indirilmiş ve toplumun her sahasına nüfuz edebileceğinin sinyallerini vermiştir. Haliyle herkes onda kendince bir şeyler bulmuştur.

Hakk’ın ezeli hutbesi olan Kur’an, her açıdan değerlendirilmiş ve hakkında çeşitli tanımlar yapılmıştır. Yapılan tariflerden kimi, onun okunuşundaki mükemmelliğe, kimi de engin ikliminden fışkıran bilgi akışına vurgu yapmıştır. Kur’an, günümüzde tilavet boyutuyla da ele alınmakta ve onun i’cazı eksenli yapılan değerlendirmelerle şahsiyette bıraktığı tesirler idraklere sunulmaktadır. Bu sebeple de, zamanın teknoloji boyutundan yararlanmak suretiyle o i’cazın canlı sunumları gösterilmeye çalışılmaktadır.

Bu anlamda bizler de, üzerinde çokça konuşulabilecek tilavet sanatkarlarını birçok açıdan tahlil etme gayreti içindeyiz. Dolayısıyla bugün değerlendirmek istediğimiz tilavet üstadı, Mısır’ın dünyaca ünlü Kur’an okuyucularından Abdulmun’im Tuhi’dir.

İskenderiye’den Mısır tilavet dünyasına “Tuhi” katkısı

Mısır’ın değişik vilayetlerinden Kur’an’ın kıraat ve tilavetine hizmet etmiş birçok okuyucu gelmiş geçmiştir. Abdulmun’im Tuhi’de bu tilavet ustalarından birisidir. O, ülkenin kuzey şehirlerinden biri olan İskenderiye’de doğmuş ve yetişmiştir. Sesinin güzelliği ve gırtlak yapısının esnekliği kıraat sevdasıyla birleşince, o, bu sahaya hayatını adamıştır. Ayrıca, kendine has vurgularıyla Mısır tilavet sanatına ciddi katkıları söz konusudur. Onun en dikkat çeken hususiyetlerinden biri, ister ayet ortası ister sonu olsun, özel duruşlarıyla manaya atıfla dinleyenlerini mest etmesidir.

Özellikle belirtmek gerekir ki, Tuhi, birçok ünlü karinin canlı olarak Kur’an tilavet ettiği bir dönemde yetişmiştir. Mustafa İsmail, Abdussamed, Minşavi gibi kutupların ustalık dönemlerine yetişen, Ğalveş ve Na’ina gibi ünlü okuyucuların da çağdaşı olan Tuhi, böyle bir atmosferde ciddi bir çıkış yapmıştır aslında. Mustafa İsmail ve Abdussamed’ten izlenimler taşısa da, ses ve vurgu yönüyle kendine has bir üslubun sahibidir. Bu yönüyle o, Mısır tilavet dünyasında kendisini ispatlamış ender okuyuculardan biridir.    

Her yanı profesyonelce okunmuş “Fetih, Hucurat ve Kaf” kaydı, bu surelerde kendini belki de tek okuyucu konumuna yükseltmiştir. Bize göre, onun bu kaydı tamamen kendine has vurguları ve geçiş yöntemleriyle farklı bir noktada bulunur. Çünkü fonetik bakımdan hiçbir karide göremediğimiz noktalar vardır bu kayıtta. Denilebilir ki ünlü kari, bu surelerin kaydıyla tanınan belki de en ünlü okuyucudur.

Merhum okuyucunun bu çalışmamızda değerlendireceğimiz tilaveti, bir başka yönüyle de dikkate değer. Zira Tuhi’nin tilavet analizlerini Bediüzzaman’ın görüşleri ışığında ele almaya çalışacağız. Çünkü Bediüzzaman, mezkur ayetlerde çok farklı yaklaşımlar sergilemekte ve bu görüşleriyle Allah Rasulü’nün en yakın dostlarını İslam alemine sırasıyla arzetmektedir.

Mekke’nin fethi rüyalara giriyor

Vahyin bir parçası olan hak rüyalar, muhataba bir müjde niteliğinde olup, safları sıklaştırma adına da yeniden bir başlangıçtır aslında. İşte Efendimiz’de (asm) Mekke’nin fethi henüz gerçekleşmeden, o fethin gerçekleşeceğine dair hak bir rüya görmüştür. Kur’an, “Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi” (Fetih, 27) ifadeleriyle hem rüyayı doğrulama hem de geleceğe dair yeniden şahlanma adına İslam ümmetini toparlamıştır. En genel şekliyle Mekke’nin fethi diye tarihin kaynaklarında yer bulan bu hadise, aynı zamanda surenin en alıcı kısımlarını oluşturmuştur.

Denilebilir ki bu ayetler, tilavet dünyasında kalıp bir sistem oluşturmuştur. Hemen hemen tüm okuyucularda Fetih kayıtları bu ayetlerle başlamış ve konunun içeriği de tilavette bir fetih açılımına sebebiyet vermiştir. Ünlü kari bu münasebetle sureye “Le kad sadekallahü rasulehür ru’ya bil hakk” ayetiyle başlamış ve konunun tüm ayrıntılarına incelikleriyle vurgu yapmıştır. Fethin korkusuzca olacağını ifade sadedinde, ayetlere yeniden bir bakışla ve daha üst perdeden girerek dinleyenlerine havf ve reca arasında bir denge sunmuştur.

Allah şahit olarak yeter

Yüce Allah surenin 28. ayetinde, Efendimiz’i (asm) hidayet üzere ve dosdoğru bir din ile gönderdiğini ifade ederek övmektedir. İlgili ayet, “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter” (Fetih, 28) pasajlarıyla bir yücelik ve övgü sergilemektedir. Bu övgünün sebebi, Efendimiz’in (asm) insanlığı yönlendirmesi ve onlara hayatın asıl amacını öğretip, ruhlara muhtaç olduğu manevi gı­dayı vermesidir. Ayetin son kısmı olan “Ve kefa billahi şehida” ifadeleri de başka bir şahit aramanın gereksiz olduğu öğretisini yansıtmaktadır.

Tuhi’nin önemli özelliklerinden biride uzatma varyanslarıdır. Bunlardan “Medd-i Tabi” diye bilinen kural, tecvid kaidelerinin en mühimlerinden biridir. Uzatma ölçüsü ne fazla ne eksik olmalıdır. Zira bu gibi kurallar, Tuhi’nin tilavetinde farklı bir vurguya dönüşür ve o, sert, ciddi ve imalı duruşlar sergiler. Ayetin “şehida” kavramındaki vurgusu, ifade etmek istediğimiz husustur. Burada ünlü kari, Allah’ın şahit olarak yetmesi meselesine dikkat çekmekte ve ilgili kavramda çok ölçülü ve ahenkli bir duruş sergilemektedir. Hatta ayeti nihavent makamıyla, düşündürücü formatta tekrar dönerek “hak din” ve “şahitlik” hususlarına yeniden dikkat çekmektedir.

Muhammed (asm) Allah’ın Rasulüdür      

Surenin 29. ayetindeki Muhammedür rasulüllah” yani “Muhammed Allah’ın elçisidir” manasına gelen bu pasaj, Efendimiz’in (sav) Allah’ın rasulü olması gerçeğini sanki üst perdeden ifade ediyor. Uzunca bir ayet olan bu kısmın başında böylesine bir giriş bunu açıkça ortaya koymaktadır. Şeyh Tuhi’nin bu pasajları manaya muvafık bir sunumla, tiz perdeden nihavet, rast, hicaz gibi makamlarla mezcederek üç veçhede geçmesi, ayetlerin icra edildiği mekanın, peygamber nuraniyetiyle dolmasını sağlamaya yöneliktir adeta. Bu atmosfer, ardından sahabe tablosuyla daha da genişleyerek İlahi bir esintiye dönüşmektedir.

   

“Bediüzzaman” dört halifeyi ispatlıyor “Tuhi” ilmik ilmik işliyor

“Muhammed Allah’ın Resulüdür” ifadeleri ardından öyle mü’minleri gündeme alıyor ki, kimi müfessirler yapmış oldukları tefsir çalışmalarında bu kısımlara apayrı bir önem vermişlerdir. Bediüzzaman, ilgili ayeti bu çerçevede tefsir eden müfessirlerden birisidir. Üstat, sırasıyla Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin niçin sırasıyla halife olmaları gerektiğini, ayette geçen kavramlardan hareketle ispat etmektedir.   

“…Onun beraberindeki müminler kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise şefkatlidirler. Sen onları rüku ederken, secde ederken ve Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alameti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır” (Fetih, 29) ayetinde Efendimiz (asm)’in ardından zikredilen beraberlik, şiddet, şefkat, secde ve ruku kavramlarıyla o günün sahabe tablosu gözler önüne serilmektedir. Hz. Bediüzzaman’a göre, bu ayette ki beraberlik ifadesiyle Hz. Ebubekir; şiddet kavramıyla Hz. Ömer; şefkat kavramıyla Hz. Osman; ruku ve secde ifadeleriyle de Hz. Ali kastedilmektedir.

Bediüzzaman’ın tahşidatına göre şeyh Tuhi’nin tilavetini şu şekilde tahlil edebiliriz: O kutlu şahsiyetlerin kendi zamanlarının ortamına göre yüklendikleri sıfatlar okuyucunun ses tonuna da o nispette yansımıştır. Zira o, vellezine meahu ifadesini, peygamberin yanında olanların mütevaziliğini nazara verme anlamında düşük bir perdeyle geçerek Hz. Ebubekir’i kastederken; eşiddaü alel küffar ifadesiyle kafirlere karşı bilek gücünü kullanan Hz. Ömer’in sertliğine vurgu yapmıştır. Sahabenin gönülleri fethetmek için kullandığı gönül dilini ifade sadedinde de ruhamaü beynehüm pasajıyla insanlığın rahmet tarzının ölçüsünü yansıtarak, Hz. Osman’ın uzun yıllar yürüttüğü halifelik makamında yumuşaklığını muhafaza ettiğini gönüllere işlemektedir. Ayrıca Hz. Ali’nin mükemmel ilmi sonucu yaşadığı zühd ve takva hayatı da terahüm rukkean süccede… terkibinde manasal bir fonetiğe dönüşmüştür.

Allah Rasulü aranızdadır

“Hem bilin ki, içinizde Allah’ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yoldakiler bunlardır.” (Hucurat, 7) Surenin bu ayetindekiva’lemu enne fiküm rasulellah” terkibinde İbn Kesir şöyle demiştir: “Bilin ki, aranızda Allah’ın rasulü vardır. Ona hürmet ve saygı gösterin. Kuşkusuz o, sizin yararınıza olan şeyleri daha iyi bilir ve size karşı kendinizden daha merhametlidir. Bütün tercih ettiklerinizde size uysaydı, bu mutlaka sıkıntı ve meşakkatinize sebep olurdu.”

Tuhi, bu ayetin girişindeki “va’lemu” kavramının “bilin ki” emir kipiyle peygambere sonsuz hürmet ve saygının önemine temas etmektedir. Saba makamıyla hüzünlü formatta geçilen bu kısımlar, Nebi’nin hayatının zaten hüzünlü geçtiğini, inananlar olarak bari sizler bu hüznü artırmayın dercesine bir işaret vardır sanki. Ardından bu ilahi emre kulak verenlerin “ülaike hümür raşidun” terkibiyle doğru yolda olduklarının müjdesi yer almaktadır. Zira manayı vurgulama adına Tuhi’de de bunun iki farklı geçişi görülmektedir.

Elkab” kavramının tilavete yansıması

Öte yandan “ve la telmizu enfüseküm ve la tenabezu bil elkab” terkibinde “Birbirinize kötü lakaplar takmayın” (Hucurat, 11) denilirken, “elkab kavramıyla insanlara takılan lakapların, sahibini yerin dibine sürüklemesini resmeder tarzda bir sunum yapılmıştır. Şu bir hakikattir ki, insan bu kavramın telaffuzunu işitse, bu sürüklenmeyi bir anda hissedip kendisini toparlamaktadır. Ayetin son bölümünde de “bi’sel ismül füsuku ba’del iman” pasajıyla “iman ettikten sonra insanın adının kötüye çıkması ne kötü bir şeydir!” denilerek lakap takarak insanların farklı anlaşılmalarını yasaklayan ayet, okuyucunun tilavet sanatına gayet vurgulu bir tonda yansımıştır. İlgili kavram dinlenildiğinde Tuhi’nin sunumunda lakap takanların adeta baş aşağı sürüklendikleri hissedilmektedir. Bu pasajları kendine has yorumuyla tekrar tiz perdeden geçerek, ardından gelen “ve la tecessesu” pasajlarına atıfta bulunulduğu bariz görülmektedir.

Birbirinizi sakın çekiştirmeyin

Tuhi’nin tilavetine ve la tecessesu” ve “lahme ehiyh” kısımları gayet anlamlı bir formda yansımıştır. Ayette “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir” (Hucurat, 12) şeklinde, aile efradınızı ve insanları itham etmekten, hainlikle suçlamaktan ve haklarında kötü zanda bulunmaktan sakının ibareleri yer almaktadır. “Zannın birçoğundan sakı­nın” denilerek, insanın, her türlü zanda ihtiyatlı olması emredilmektedir. Kuşkusuz, bazı zanda, sahibinin azaba müstehak olacağı bir günah vardır. Tuhi, birbirinizin ayıbını araştırmayın anlamındaki ve la tecessesu” kavramını üç defa değişik formlarıyla vurgulayıp, manayı işleme adına ince bir işçilikle ayeti ilmik ilmik dokumaktadır. Aynı manayı yansıtan ve la yağteb ba’duküm ba’da terkibiyle de mesele teyit edilmektedir. Yani inananlara, biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin emriyle birçok açıdan gönderme söz konusudur.

“İnne ekramekum indellahi etkaküm”

Ardından gelen ayetler gösteriyor ki, bu sure inanalar için çok önemli ahlaki prensipleri içeriyor. İlerleyen satırlarda gelen “inne ekrameküm indellahi etkaküm” terkibi insanın bir dişi ve bir erkekten yaratıldığını, kimsenin kimseye üstün olmadığını veciz kavramlarla ortaya koymuştur. “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız” anlamındaki bu soru pasajları, cevabını “O’ndan en çok korkanınızdır” ifadeleriyle almaktadır. Öteden beri bu kısımlar hem tefsirciler hem de kıraat uzmanları tarafından farklı yönleriyle değerlendirilmiştir. Tilavet boyutuyla da üzerinde değişik nağmeler denenmiş bu pasajlar da, kanaatimizce giriş ve çıkış formlarını en iyi kullanan okuyucu Tuhi olmuştur.         

“Rahim” kavramında kuşatıcı bir fonem

Heyhat! Bedeviler iman ettik dediler. Allah onları, “iman iddiasında sadık olan mü’minler, Allah ve Rasulünü tasdik eden, imanlarında sarsıntı geçirmeyen, Allah yolunda ve onun rızası uğruna mallarını ve canlarını feda edenlerdir” diye ifade ettiği mü’minlerden ayırdı. Ama “Rahim” sıfatı, bütün kuşatıcı özellikleriyle, tevbe edip gelen herkese bir müjde niteliği taşımış ve yaratıcının engin rahmetini dikkatlere sunmuştur. Şeyh Tuhi bu kuşatıcılığı nazara verme adına “innellahe ğafurur rahiym” terkibini iki ayrı veçhede geçerek rahimiyetin genişliğine vurgu yapmıştır.       

Hucurat ve Kaf’ın birleşiminde “Tuhi”

Hucurat’ın son kısmı olan “vallahü basiyrum bima ta’melun” terkibi, “besmele” ve ardından “Kaf vel kur’anil mecid” ile mükemmel bir bütünlüğe bürünüyor. Tuhi, Hucurat’ın “Allah yaptıklarınızı görendir” terkibini, önce besmeledeki “rahman” ve “rahim” sıfatlarıyla mezcetmekte, ardından “Kaf, Şerefli Kur’an’a andolsun” ifadeleriyle de manasal bir çerçeveye oturtmaktadır.

 

Neticede söz konusu kayıt dinlenildiğinde Tuhi’nin bu surelerin tilavetinde önemli bir noktada durduğu kabul edilecektir. Her ne kadar bize göre desek de, üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bu kayıt hala dinlenilmektedir. Abdussamed gibi tiz kutupların gölgesinde kalmış bu kari, velev ki fazla tanınmasa da, onun mükemmel tilavet çalışmaları hala dinlenilmekte ve gönülleri coşturmaktadır. Biz bu çalışmamızla belki de tanınmadan kayıtları dinlenen bu Kur’an üstadını tanıtmış olduk. 

Okunma Sayısı : 3951

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
Yorumunuz
E-Posta Adresiniz
Güvenlik Kodu
dokuz uc iki bir yedi yedi

RSS akışımıza abone olmak için tıklayın... Facebook sayfamıza abone olmak için tıklayın.

Hakkımızda | Yardım | Bağış | İletişim | Kur'an'dan Bir Mesaj Mail Grubu

Bu sitenin barındırılması Sunucuturkiye Dedicated Server tarafından sağlanmaktadır. Kaliteweb Hosting hizmet sağlamaktadır.

Feyyaz Grup