Oturum aç / Kayıt
Detaylı arama
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Makaleler Kur'an Elifbası Kur'an Tefsiri Kur'an Fihritsi Tecvid Eğitimi Kur'an Talim Soru ve Cevaplar
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Kur'an Tefsiri Kur'an Fihristi Kur'an Elifbası Tecvid Eğitimi Kur'an Talimi Soru ve Cevaplar Makaleler

“Kısa surelerin zirve okuyucusu” Abdulbasid Abdussamed (1927-1988)

Yazar: Nurullah Dağ, 29-10-2014

Kur’an-ı Kerim “Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperir, O’nun ayetleri kendilerine okunduğunda imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler”(1) buyurmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber(sav)’in Kur’an’ın okunmasıyla ilgili “Kur’an’ı okuduğunuzda ağlayınız, eğer ağlayamıyorsanız ağlar gibi yapınız”(2) ve “Kalpleriniz, Kur’an’ı dikkatli bir şekilde dinlediği sürece onu okuyunuz, kalben ondan ayrılınca okumayı bırakınız”(3) şeklindeki ifadelerine göre ilk kriter onu okurken kalbe indirmenin gerekliliğidir. 

Denilebilir ki, Kur’an tilaveti insanı ötelere götürmeli, Allah katından inen bir seda bilinciyle gönüllerde makes bulmalıdır. Ruhu dinlendirmeyen, gönlü yumuşatmayan, söz ve davranışlara etki edemeyen bir tilavet tavrı başarıya ulaşamamaktadır. Zira Allah, “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte onlar…”(4) fermanıyla o kimseleri okuyuşlarıyla yerinde bir hüzün, bir müjde ve İlahi bir name aksettirmiş mülahazasıyla övmektedir.

 

Tilavet dünyasında “Mısır Coğrafyası ve Abdussamed”

Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim için şöyle bir değerlendirme yapılmaktadır: “Kur’an, Arabistan’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Bu yaklaşımdan hareketle dünyada tilavet yörüngeli çalışmalara bakıldığında en mükemmel Kur’an’i nağmelerin Mısır’dan yükseldiği görülmektedir. Şunu kabullenmek gerekir ki, Kur’an tilavetinin en önemli temsilcisi Mısır coğrafyasıdır. Bu beldenin yetiştirdiği ve tilavette temsilci konumuna yükselttiği öyle şahsiyetler vardır ki, kimi zaman onların isimlerini hatırlamak bile kişide Kur’an’a karşı ilgi ve İlahi bir sevgi meydana getirmektedir. 

Özellikle belirtmek gerekir ki, bu coğrafyanın en tanınmış hafızı merhum Abdulbasid Abdussamed’tir. Kur’an tilavetinde Mısır tarzının önde gelen temsilcilerinden biri sayılan ve dünya müslümanlarının huşu ve heyecan içinde dinledikleri Abdussamed, kendine has üslubuyla tilavet dünyasına altın harflerle ismini yazdırmıştır. Özellikle tiz sesi ve uzun nefesiyle İslam aleminde belki de en fazla isim yapmış okuyucudur. O, tek nefeste en yüksek perdeden 45-50 sn. kadar devam edebilen müstesna okuyuşlarıyla hafızalarda silinmez bir iz bırakmıştır. Onun en mühim hususiyetlerinden biri, bu denli uzun ve tiz perdeden okuyuşlar sergilemesine rağmen, tecvid ve tertil kaidelerinden ödün vermemiş nadir okuyuculardan olmasıdır.

 

Meşhur kısa sureleri Halep’te okudu

Abdussamed’in 1952 yılında Suriye’nin Halep şehrinde okuduğu “Kısa Sureler” dillere destandır. Bu kayıt, bugün hala huşu içerisinde dinlenen en mühim okuyuşlarındandır. Oğlu Tarık Abdussamed bu konu hakkında şöyle diyor: Tekvir, Tarık, Ğaşiye, Beled, Şems, Duha, İnşirah, Tin, Fatiha ve Bakara’nın ilk ayetleri Suriye’de çekilmiştir. O an cemaat çok coşkuludur. Babamın da Suriye’ye ilk gidişidir. İnsanlar onun tilavetini çok beğenmiş ve adeta coşmuşlardır. O kaset şu an tüm dünyada takdirle karşılanan ve dinlenen bir kaset. O kaset şeyhin şöhret bulduğu nadir kasetlerin başında gelir.”       

Şeyh Abdussamed, ismi en fazla “Tekvir, Tarık, Ğaşiye” gibi kısa surelerle anılan bir okuyucudur. Onun yüzlerce kaydı içinde çok güzel icra ettiği okuyuşları vardır, ama kısa sureler adı altında okuduğu kayıtları bir başkadır. Bu kayıtlardan da mezkur Suriye okuyuşunda çok farklı bir huşu ve heyecan söz konusudur.

Abdussamed bu mükemmel tilavet ustalığı sebebiyle haklı bir şöhretin sahibidir. Ancak o, bu şöhrete rağmen mükemmel tevazu ve alçak gönüllüğe sahip bir kişiliktir. Mısır’ın ünlü okuyucularından Ahmed Ruzeygi’nin onun bu hususiyetini tarifi dikkate değer: “Abdulbasid Abdussamed  gerçekten de okuyuşlarındaki müthiş ihlası ve şöhretin karşısındaki mütevaziliği ile ender bulunan hafızlardandır.” 

 

Tekvir suresinde eşsiz bir sunum

Abdussamed, Tekvir suresinde tiz perdelerin zirvesine çıkmıştır. Surenin yaklaşık üç satırdan oluşan ilk yedi ayetini tek nefeste okuyarak dinleyenleri mana denizine taşımıştır adeta. Ardı ardına yeminlerin sıralandığı bu ayetler incelendiğinde, mananın insanın sinelerini zorladığı görülür. Ünlü kari bu ayetlere rast makamıyla tiz perdeden giriş yaparak dikkatleri bu kasemlere çekmiştir. Çünkü rast, müjde ve korkutma gibi dikkat gerektiren pasajlarda uygulanan bir makamdır. Söz konusu ayetlerde güneş, yıldız, deve, deniz gibi unsurların, bilinen mahiyetlerini kaybetmeleri söz konusudur. Dolayısıyla bu durumda böyle bir sunum manaya da muvafık düşmektedir.

Aynı mülahaza 15-19 ayetler arasındaki yemin çıkında da söz konusudur. “Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrafı aydınlatan yıldızlara, kararmaya yüz tuttuğunda geceye, ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki, Kur’an, değerli bir Elçinin, Cebrail’in getirip okuduğu sözdür!”(5) ifadeleri yine apayrı bir yemin çerçevesi çizmektedir. Bu durum okuyucunun rast ve tiz çıkışlarla cemaatin dikkatlerini, birbirini takip eden gece ve sabah gibi harikulade durumlara çekmesine sebebiyet vermiştir.  

 

Tarık suresinde hüznün hakimiyeti

Tekvir’in ardında kendine has “besmele” tarzıyla Tarık suresine giriş yapan Abdussamed, sanki “sema ve tarık” kavramlarının gökyüzündeki yüksekliklerini nazara veriyor. Malum “sema” gökyüzü anlamındadır. Zira göğün yüksekliği, onun sesini yükseltmesine; ilerleyen ayetlerde gelen “ard” kelimesi ise, yeryüzü manasından hareketle sesinin alçak bir tonda geçişine fırsat tanımaktadır. Haliyle göğün yüceliği ve yerin alçaklığı o nispette vurgulu okunmuştur. Manayı tamamlayıcı mahiyette 1-4 ayetler arası genellikle birlikte geçilen noktalardır. O, bu grubu bir kez daha yüksek perdeden geçerek kasem ve yeminlere dikkat çekmiştir. 

Ünlü karinin bu surede göze çarpan bir yönü de saba terennümlü geçişler sergilemesidir. Yerinde bir hüzün ve yerinde bir düşünceye gark oluşun izlenimidir bunlar. Hz. Peygamber (sav)’e hitaben, “Sen nerden bileceksin”(6) hüzünlü cümleleri okuyucu da kendisini hissettirir. “Felyenzuril’insanü mimme hulik” cümlesi çok tatlı bir fonem yatağıdır. “İnsan neden yaratıldığına bir baksın!” anlamındaki bu soru cümlesi, şeyhin okuyuşunda çok farklı bir terennüm kazanmıştır. O, hüzünlü bir edayla İlahi mesajı Hak namına cemaate ve dinleyenlerin acizlik mahcubiyetlerini de Hakk’a taşımaktadır.          

 

Ğaşiye suresinde cennet sahneleri

Tarık suresindeki tahşidatın ardından, İlahi ahkama gönülden saygı duyanlara bir müjde niteliğinde pasajların yer aldığını görüyoruz. “O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; dünyadaki çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler”(7) mealindeki ayetler nurdan televvünlü birer müjde gibidir. Ğaşiye suresinin kurtuluşa erenleri tasvir eden bu pasajları, Abdussamed’te farklı bir sunumla karşılık bulur. Özellikle “vucuh” kelimesi o müjdenin izlerini taşır. Cenneti hak eden “yüzlere” adeta selam niteliğinde bir geçiştir bu.

Surenin 11-16 ayetler arası yine tiz perdeyle geçilen kısımlardır. Mü’min ve inançsızın birbirinden ayrıldığını nazara veren bu ayetler, okuyucuya yine rast makamında malzeme olmaktadır. Çünkü uyarı ve müjde iç içe olup, bunlar bir sistem oluşturmaktadır. Ardından gelen 17-20 pasajları, “İnsanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?” şeklinde hüzünlü soru cümlelerinin bulunduğu ayetlerdir. Abdussamed, insanın tüylerini diken gibi eden hüzünlü okuyuşuyla bu ayetlerde sabanın en güzel örneklerini vermektedir.

 

Şems suresinin kasemleri

Abdussamed, genellikle tiz olarak okuduğu ayetleri tekrar dönen bir okuyucudur. Fakat her dönüşünde bambaşka bir sunumla etkiler dinleyenlerini. Şems, bu hususta en fazla dikkat çektiği surelerdendir. Zira kasem ayetlerini tek tek arz ettikten sonra, bu kısımları toplu olarak birkaç defa tiz perdeden dönerek yürekleri coşturmaktadır. Surenin ilk sekiz ayetinde çekilen, “Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki”(8) yemin pasajları ardından cevabını kurtuluş müjdesiyle almaktadır. “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir”(9) cevapları ise kurtuluşun garantisidir adeta. 

 

“Duha” ve Efendimiz’e İlahi destek

Bu mübarek sure, Hz. Peygamber’in şahsiyeti­ni ve Allah'ın, dünya ve ahirette ona verdiği lütuf ve ihsanı ele alır. Sure, onun kadrinin yüceliğine ve müşrik­lerin iddia ettiği gibi Rabbinin onu terk etmediğine, ona kızmadığına, ak­sine Allah katında kadrinin ve şanının yüce, makamının ulu olduğuna, “Kuşluk vaktine ve kararıp durgunlaştığı zaman geceye ye­min ederim ki Rabbin seni bırakmadı ve sana kızmadı. Andolsun ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır” şeklindeki bir ye­minle başlar.

Surenin ilk beş ayeti hemen her okuyucuda birlikte okunan kısımlardır. Ama surenin en tiz örneklerini verense Abdussamed’tir. O, bu noktaları rast makamının cevabu’l-cevap(10) formatıyla geçerek hafızalara kazımıştır adeta. Özellikle dördüncü ayette ahiret hayatının, ilkinden(dünya) hayırlı olduğuna dikkat çekilmektedir. “Ve lel'ahiretü hayrün leke minel'ula” terkibindeki “minel'ula” yani ilkinden ifadesinin karşılığı dünyadır. Ünlü karide, bu kısımlar fonem olması yönüyle ayrı bir değer taşır. Zira bu kaydı dinleyenlerin belki de en fazla dikkat kesildikleri nokta bu kısmın icrasıdır. Zira Abdussamed, “minel'ula” sunumuyla sanki dünyanın başlangıçta insana çok anlamlı geldiği fakat sonradan düşüşe geçtiği bir mekanı tasvir ediyor.

 

İnşirah suresinin soru formları

Allah Rasulü, “inşirah” suresinde birçok sorunun muhatabı oluyor. Suredeki “neşrah” kavramı, sonundaki “ha” harfi vasıtasıyla bir rahatlamanın izlerini taşır aslında. Bunun karşılığı olan “inşirah” açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Ayetin mealine bakıldığında bir zamanlar peygamberin sıkıntısının varlığından bahsedildiği görülmektedir. “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Ve senden yükünü indirmedik mi? Öyle ki, senin sırtına pek ağırlık vermişti. Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi?”(11) kısımları Hz. Peygamber’e soru olmasının yanında, müjdenin de yansımasıdır.

Ayetlerin tilavet sunumunda ünlü kari yine yüksek perdeden bu soruların muhatabındaki değişime dikkat çekiyor. Hatta şunu söyleyebiliriz ki, Mısır tilavet dünyasının “Duha” ve “İnşirah” surelerinde bir mezci söz konusudur. Duha’nın son ayetini besmele ve İnşirah’ın ilk dört ayetiyle beraber bir fonem oluşturmak genel bir kabuldür. “Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an” mealindeki Duha’nın son ayeti, ardından gelen İnşirah suresinin soru formları içerisinde bir zikre dönüşüyor.     

 

Fatiha suresinde en alıcı kıraatlerin sunumu

Abdussamed’in en sevilen okuyuşlarından olan Fatiha tilaveti, hiçbir okuyucunun Fatiha’sına benzemeyecek kadar kendine münhasırdır. O, besmeleyle girdiği sureyi neredeyse mütevatir(12) tüm kıraat örneklerini sunarak, gönülleri Fatiha’ya açıyor. Fatiha, açan sure anlamında olup, Kur’an’a girmenin simgesidir adeta. Bununla beraber ünlü kari, muhteşem tilavetiyle gönülleri Kur’an’a açmaktadır.

Öte yandan Abdussamed, Fatiha’nın tilavetinde Asım, Kisai, Ya’kub ve Halefü’l-Aşir tarafından, mim harfinin uzatılarak “Maaliki” tarzında; Nafi, İbn Kesir, Ebu Amr, İbn Amir, Hamze ve Ebu Ca’fer tarafından uzatılmadan “meliki” şeklinde okunan “melik” kavramında tüm kıraatleri mezcederek harikulade bir geçiş sağlar. Zira “melik” kuvvet, otorite, bir şeye sahip olmak manasındayken; “maalik” ise malı elinde bulunduran, istediği gibi tasarruf etme yetkisi bulunan anlamına gelir. Bu anlam zenginliğini dikkate alarak bu tür tilavetleri dinlemek daha farklı heyecan ve huşuya kapı aralamaktadır.

Neticede onun genç yaşta tilavet ettiği kısa sureler, sinelerde silinmez izler bırakmıştır. Tiz perdelerin yoğun şekilde işlendiği bu kayıt, merhum okuyucunun vefatının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hala dinlenilmektedir.

 


1. Enfal, 8/2.

2. İbn Mace, İkametüssalah, 176.

3. Buhari, Fedailü’l-Kur’an, 37.

4. Bakara, 2/121.

5. Tekvir, 15-19.

6. Tarık, 2.

7. Ğaşiye, 8-11.

8. Şems, 1-8.

9. Şems 9-10.

10. Makamların en son perdeleridir. Zira her makam giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur. Cevabu’l-cevap perdesi sonuç bölümü olup, tizlerin en yüksek perdesidir. 

11. nşirah, 1-4.

12. Bilginin Efendimiz’den günümüze değişmeden ulaşabilmenin karşılığıdır. 

Okunma Sayısı : 6459

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
Yorumunuz
E-Posta Adresiniz
Güvenlik Kodu
bir bes bir uc alti bes

RSS akışımıza abone olmak için tıklayın... Facebook sayfamıza abone olmak için tıklayın.

Hakkımızda | Yardım | Bağış | İletişim | Kur'an'dan Bir Mesaj Mail Grubu

Sunucu Barındırma hizmeti Kaliteweb Hosting tarafından sağlamaktadır. Sunucuturkiye dedicated server'lerini kullanmaktadır.
Feyyaz Grup