Oturum aç / Kayıt
Detaylı arama
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Makaleler Kur'an Elifbası Kur'an Tefsiri Kur'an Fihritsi Tecvid Eğitimi Kur'an Talim Soru ve Cevaplar
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Kur'an Tefsiri Kur'an Fihristi Kur'an Elifbası Tecvid Eğitimi Kur'an Talimi Soru ve Cevaplar Makaleler

18. DERS (Bakara Suresi, 165 - 176) Bazı İlâhî Uyarılar

Yazar: Doç.Dr. Şadi Eren, 16-12-2010

165- وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً “İnsanlardan kimi de Allah’tan başka şeyleri O’na emsal tutuyorlar.”

 

Allaha misil edinmekten murat putlar olabilir. Ayrıca bir sonraki ayette dikkat çekildiği üzere, insanların itaat ettikleri zâlim önderler olabilir. Belki de bundan murat daha genel bir şekilde “Allahtan alıkoyan şeyler”in hepsidir.

يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ “Onları, Allah sever gibi seviyorlar.”

İnsanlar bunları Allaha tazim eder gibi saygıyla anar, Allaha itaat eder gibi bunlara itaat eder. Yani, muhabbet ve taatte bunları Allaha müsavi kılarlar.

Kulun Allaha muhabbeti, O’na itaati murat etmesi ve razı olacağı şeyleri yapmak için itina göstermesidir.

Allahın kulunu sevmesi, ona ikram etmeyi dilemesi, taatte onu muvaffak kılması ve günahlardan korumasıdır.

 وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ “İman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir.”

Çünkü onların Allaha olan muhabbeti hiç kesilmez. Ama Allaha şerik koşulan şeylere muhabbet böyle değildir. Bu tür muhabbet fasid, vehmî maksatlar için yapılır ve en edna bir sebeple zail olur, gider. Bundan dolayı bu kimseler zor zamanlarda kendi ilahlarından udûl edip Allaha yönelirlerdi. Keza, bir zaman puta taparlar, sonra onu inkâr ile bir başkasına müteveccih olurlardı.

 وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ  “Zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu keşke görselerdi!”

Allaha şerikler edinmek sûretiyle zulmeden bu kimseler, kıyamet günü azabı gördüklerinde bütün kuvvetin Allahın olduğunu anlayacaklar, şimdiden bunu bilseler elbette yaptıklarına pişman olurlardı.

Mana şöyle de olabilir: O zalimler, ortak koştukları batıl mabutların bir fayda vermediğini görseler, elbette bütün kuvvetin Allahın olduğunu O’ndan başkasının zarar ve fayda vermediğini bilirlerdi.

İbnu Amir, Nâfi ve Yakub kıraatlerinde “ey Peygamber, Sen onları bu halde görsen…” şeklinde mana verilmiştir.

 

166-إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُواْ مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُواْ “O zaman, kendilerine uyulanlar kendilerine uyanlardan uzaklaşırlar.”

 

وَرَأَوُاْ الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الأَسْبَابُ “Ve azabı görürler, aralarındaki bütün bağlar kopar.”

Ayet, bundan önceki ayetin bir açılımıdır.

Esbab, sebep kelimesinin çoğuludur. Sebep kelimesi esas olarak kendisiyle ağaca tırmanılan ip demektir. Ayette geçen esbab, onların aynı inanç üzerinde ittiba ve ittifaktan kendi aralarında meydana gelen bağ ve buna netice veren maksatlardır.

 

167- وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُواْ (Batıl yolda gidenlere) uyanlar şöyle derler:”

 

 لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُواْ مِنَّا “Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da, onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.”

 كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ “Böylece Allah, onlara amellerini pişmanlıklar olarak gösterir.”

وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ “Ve onlar ateşten çıkacak da değillerdir.”

“Onlar çıkamazlar” yerine böyle bir üslûbla ifade edilmesi, orada daimi kalmayı daha etkili bir şekilde anlatmak, kurtulmaktan ve dünyaya dönmekten ümitlerini büsbütün kesmek içindir.

 

168-  يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّباً “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin!”

 

Sebeb-i Nüzûl

Bir topluluk pahalı yiyecek ve giyecekleri kendilerine haram kılmışlardı, ayet onlar hakkında nazil oldu.

Ayette “helâl ve temiz olanlarından” denilmesi baziyet ifade eder. Yani, arzda yenilmeyecek şeyler de vardır.

Ayetteki “tayyip” yani temiz olanlar, gerek dinin gerekse istikametli fıtratın temiz olduğuna hükmettikleri şeylerdir. Dinin bildirdikleri birinci kelime olan “helal” ifadesiyle zaten belirtilmişti, bu ikincisi de selim fıtratın temiz gördükleridir.

وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ “Şeytanın adımlarına tabi olmayın.”

Hevâ’ya tâbi olmada şeytana uyup ta helali haram, haramı helal kılmayın.

 إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ “Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.”

Her ne kadar o, aldattığı kimselere kendisini dost olarak gösterse de, basiret ehli kimseler nezdinde onun düşmanlığı ayan beyandır.

 

169- إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاء وَأَن تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ “O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”

 

Ayet, şeytanın düşmanlığını beyan eder ve ona uymaktan kaçınmanın zorunluluğunu anlatır. Şeytanın kötülüğü süslemesi ve onları şerre sevketmesi, “size emreder” şeklinde anlatıldı. Bu anlatımda, onların görüşlerinin kıymetsizliğini göstermek ve durumlarını tahkir vardır.[1]

Ayette geçen kötülük ve fahşa (çirkin işler) aklın kabul etmediği ve dinin çirkin saydığı şeylerdir. Bunların birbirine atfı, farklı şeyler olmasındandır.

Kötü şey olması, akıllı insanın bundan üzüntü duyması yönünden, çirkin iş olması ise, onu çirkin bulmasındandır.

Denildi ki: Kötülük, bütün çirkin işleri de içine alır. Çirkin iş ise, büyük günahlar olup haddi aşan günahlarda kullanılır.

Şöyle de denildi: Birincisi, had cezasını gerektirmeyenler, ikincisi ise had cezasını gerektirenlerdir.

“Ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”

Ve şeytan size şerikler edinmeniz, haramları helâl kılmanız, temiz şeyleri haram saymanız gibi şeyleri söylemenizi emreder.

Ayette, delilsiz bir şekilde zanna uymanın men edilmesine bir delil vardır. Ama müctehide uymak böyle değildir. Çünkü müçtehidin dayandığı şer’î bir dayanak vardır ve dayanağın vücubu katîdir, zannî değildir. Usul kitaplarında beyan ettiğimiz gibi, zan müçtehidin metodunda söz konusudur, yoksa dayandığı esaslarda değil.

 

170- وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللّهُ قَالُواْ بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا “Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız” dediler.”

 

Ayetin evvelinde “ey insanlar” şeklinde umuma hitap edilmişti. Burada ise doğrudan hitap edilmeyip, yoldan çıkmaları sebebiyle bazı insanlar hitap makamından düşürüldü. Sanki Cenab-ı Hak sadece akıl sahiplerine seslenip onlara şöyle dedi: “Şu ahmakların nasıl cevap verdiğine bakın!”

Sebeb-i Nüzûl

Ayet müşrikler hakkında nazil oldu. Kur’ana ve Allahın indirdiği diğer delillere ve ayetlere uymaları emredilince, körü körüne taklîde yöneldiler.

Ayrıca, şöyle bir rivayet de anlatılır: Hz. Peygamber (asm) Yahudilerden bir topluluğu İslâma davet etti. Onlar ise şöyle dediler: Hayır, biz atalarımızı ne yolda bulduksa ona uyarız. Çünkü onlar bizden daha hayırlı ve daha bilgili idiler.”

Bu rivayete göre ayette geçen “Allahın indirdiğine uyun” ifadesi Tevratı da içine alır. Çünkü Tevrat da İslâma davet eder.

أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئاً وَلاَ يَهْتَدُونَ “Ya ataları bir şeye akıl erdiremez, doğru yolu bulamaz kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?”

Ayette tefekkür ve içtihada güç yetiren birinin taklid etmemesi gerektiğine bir delil vardır. Ama dinde başkasına tâbi olmak, eğer herhangi bir delille bunun verdiği hükümlerde hak üzere olduğu bilinirse –peygamberler ve müçtehitler gibi- bu gerçekte onu taklid değildir, Allahın indirdiğine tâbi olmaktır.

 

171-  وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء وَنِدَاء  “O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer.”

 

Yani, kâfirler taklide saplanıp kaldıklarından, zihinlerini kendilerine okunan ayetlere veremezler, bunlar hakkında düşünmezler. Onlar bu hususta kendilerine haykırılan hayvanlara benzerler, bu hayvanlar sesi duyarlar, ama manasını bilmezler, nidayı hissederler ama ne anlama geldiğinden habersizdirler.

Şöyle de denildi: Ayet, ecdadının yaptıklarının gerçeğini bilmeyip sadece zahirine göre taklid edenleri anlatan bir temsildir. Bunlar hayvanlara benzerler, hayvanlar sesi duyar, ama bunun altında ne olduğunu anlamazlar.

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler.”

 فَهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ “Akıl da etmezler.”

 

172-  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin.”

 

Daha önce bütün insanlara hitap ile arzda olanlardan helal-hoş olanlarından yemeleri bildirilmişti. Burada ise özellikle mü’minlere rızık olarak verilenlerden temiz olanları aramaları ve bunların hakkını vermeleri emredildi ve şöyle denildi:

وَاشْكُرُواْ لِلّهِ “Ve Allah’a şükredin.”

Size verdiği rızıklar ve bunları size helâl kılmasından dolayı Allaha şükredin.

 إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ “Eğer siz ancak On’a ibadet ediyorsanız, (böyle yapın.)

Eğer sırf O’na ibadet ediyor, nimetlerin sahibinin O olduğunu ikrar ediyorsanız, sadece O’na şükredin, başkasını şükre şerik yapmayın. Çünkü Allaha ibadet ancak şükürle tamam olur. Şükür yoksa, ibadet de yok demektir.

Hz. Peygamberden şöyle rivayet edilir: Allahu Teâlâ şöyle der: “Benimle ins ve cin arasında büyük bir hesaplaşma var. Ben yaratıyorum, benden başkasına ibadet ediliyor. Ben rızık veriyorum, benden başkasına şükrediliyor.”

 

173-  إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللّهِ “O, size ancak şunları haram kıldı:

 

Meyte, kan, domuz eti, bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar.”

Meyte, boğazlanmadan ölen hayvandır. Bunun yenilmesi haramdır. Ancak balık ve çekirge bundan müstesna kılınmıştır. Bir şeyin bizatihi haram kılındığının bildirilmesi, mutlak manada örfen onda tasarrufun da haram olduğunu ifade eder. Ancak, tabaklanmış deride tasarruf gibi, tahsis edici bir delil varsa, tasarruf yapılabilir.

Ayette “domuz eti” denilmesi, başka şekilde istifade edilebilir anlamına gelmez. Eti haram olduğu gibi diğer azalarından istifade de haramdır.

“Bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar.”

Hayvan boğazlanırken put namına kesilmesi gibi Allah dışında biri namıyla kesilmişse, yenilmesi haramdır.

Ayetin metninde Allahtan başkası adına söylenmesi “ühille” kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu kelime hilal’den gelir. Eskiden hilali görünce yüksek sesle bağırırlarmış. Hayvanı kesme esnasında da yüksek ses çıkarıldığından, kelime bu anlamda kullanılır olmuştur.

فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ “Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yerse, ona günah yoktur."[2]

إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ “Çünkü Allah Ğafur – Rahîm’dir.”

Bu durumda Allah, onun fiilini affeder, ona ruhsat vererek rahmetiyle muamele eder.

Eğer desen: Ayet, “O, size ancak şunları haram kıldı: Meyte, kan, domuz eti, bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar” diyerek hükmü, zikrolunan dört duruma münhasır bırakıyor. Hâlbuki bunlar dışında daha nice haramlar var!?

Elcevap: Ayetten murat mutlak olarak haramlığın bunlarla sınırlanması olmayıp, onların helâl saydığı dört şeyin aslında haram olduğunu bildirmektir.

Veya iradî durumda bunların haram olmasını anlatmaktır. Sanki şöyle denilmiştir: Muzdar kalmadığınız sürece Allah bunları size haram kılmıştır.

 

174-  إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلاَّ النَّارَ “Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedele satanlar var ya; işte onlar karınlarına ancak ateş yemiş olurlar.”

 

Onların karınlarında ateş yemeleri, haram yemeleri anlamındadır, haramın sonu da ateştir. “Karınlarına” denilmesi, karınları dolusunca” anlamındadır.

 وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ “Kıyamet günü Allah, onlarla konuşmaz.”

Allahın onlarla konuşmaması, onlara gadap etmesinden ibarettir. Allahu Teâlâ, onların mukabilinde bulunan ehl-i imanla konuşacak, onları kurbiyetine mazhar kılacaktır. Bu ibareyle onların bu nimetlerden mahrum bırakılmaları tariz yollu anlatılmıştır.

وَلاَ يُزَكِّيهِمْ “Onları temize de çıkarmaz.”

Onları sena etmez.

وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Onlar için elem dolu bir azap vardır.”

 

175-  أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ “İşte bunlar hidayeti verip dalaleti, mağfireti verip azabı satın alan kimselerdir.”

 

Onlar dünyada hidayeti verip dalaleti, ahirette de mağfirete bedel azabı satın aldılar. Onlar bu zararlı alışverişi, dünyevi bir kısım maksatlarla hakkı gizlemek şeklinde yaptılar.

فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ “Onlar ateşe ne kadar da dayanıklıdırlar!”

Ayet, onların haline hayret ettirir: Yani nasıl da hiç aldırmadan ateşi gerektiren işleri yapıyorlar!

 

176- ِّ ذَلِكَ بِأَنَّ اللّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ “Çünkü Allah Kitab’ı hak olarak indirdi, (onlar ise bunu yalanladı).

 

Bu azabın sebebi şu: Allah, Kitabı hak olarak indirdi, onlar ise yalanlayarak gizleyerek inkâr ettiler.

وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ “Kitap’ta ihtilafa düşenler, gerçekten çok derin bir ayrılık içindedirler.”

Kitap’tan murat, ya Allahın indirdiği bütün kitaplardır. Onların ihtilafı, ilâhî kitapların bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmeleridir.

Kitaptan murat Tevrat da olabilir. Yani, Tevratın muhatapları Onun te’vilinde istikametli bir metot uygulayamadılar veya Allahın Tevrat yerine indirdiği önem vermediler.

Kitaptan murat Kur’an da olabilir. Kur’anda ihtilafa düşmeleri, “o bir sihirdir” “Muhammed, bunları kendi söyledi”, “birisi ona bunları öğretti” “eskilerin hurafeleri” demeleri gibi durumlardır.


[1]Yani, kendi istediklerini yapamıyorlar, şeytandan emir alıyorlar, onun memurları hâline geliyorlar.

[2]  Burada haram kılındığı bildirilen bu dört şey, ancak ızdırar halinde yenilebilir. Ancak ızrırar halinde de “bâgi ve âdî” olmamak, yani doğrudan bunları talep etmemek ve haddi aşmamak lazımdır. Zira, zaruretler kendi mikdarınca takdir olunur. Muzdar adam murdar etten doyuncaya kadar yiyemez, ancak ölmeyecek kadar yiyebilir.

Okunma Sayısı : 6006

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
Yorumunuz
E-Posta Adresiniz
Güvenlik Kodu
iki iki dokuz uc dort bes

RSS akışımıza abone olmak için tıklayın... Facebook sayfamıza abone olmak için tıklayın.

Hakkımızda | Yardım | Bağış | İletişim | Kur'an'dan Bir Mesaj Mail Grubu

Bu sitenin barındırılması Sunucuturkiye Dedicated Server tarafından sağlanmaktadır

Feyyaz Grup