Oturum aç / Kayıt
Detaylı arama
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Makaleler Kur'an Elifbası Kur'an Tefsiri Kur'an Fihritsi Tecvid Eğitimi Kur'an Talim Soru ve Cevaplar
Kur'an'a İman Kur'an Oku Kur'an Oku (Flash) Videolar Mealler Kur'an Tefsiri Kur'an Fihristi Kur'an Elifbası Tecvid Eğitimi Kur'an Talimi Soru ve Cevaplar Makaleler

Giriş

Yazar: Kuran-i Kerim, 19-6-2010

Kâdı Beydâvî

Nâsırüddîn Ebû Saîd Muhammed Beydâvî, 1189 – 1286 tarihleri arasında yaşadı. Şîraz yakınlarındaki Beydâ kasabasında dünyaya geldi. Şîraz’da baş kadılık (kâdı’l – kudât) yaptığı için kendisi “Kâdı Beydâvî” olarak şöhret buldu. Babası da kendisi gibi baş kadı idi.

İslâmî ilimlerin hemen hepsinde eser telif etmesi cihetiyle kendisinden “allâme” ünvanıyla bahsedilir. Özellikle tefsir, kelâm, fıkıh ve usûl-i fıkıh sahasında çok seçkin bir konumdadır.

Eserlerinden bazıları şunlardır:

1- Minhâcul-Vusûl ilâ ilmi’l-Usûl. Fıkıh usulüne dairdir.

2- Şerhu Mesâbîhu’s-Sünne. Beğavî’nin hadise dair Mesâbîhu’s-Sünne adlı eserinin şerhidir.

3- el-Gâyetu’l-Kusvâ. Fıkıh ilmine dairdir.

4- Tevâliu’l-Envâr min Metâlii’l- Enzâr. Kelâm ilmine dairdir.

Beydâvînin en meşhur eseri, tercüme etmiş olduğumuz “Envârü’t-Tenzîl ve Esrâru’t Te’vil” isimli bu tefsiridir.

Bu tefsir asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulmuş, üzerinde 250’den fazla şerh, haşiye ve ta’lîk yazılmıştır.

Bunlar içinde Muhammed İbnu Mustafa Şeyhzâde, Şihâbuddîn Hafâcî ve İsmail İbnu Muhammed Konevî’ye ait olan Şihâb, Şeyhzâde ve Konevî Hâşiyeleri çok meşhurdur.

Kâdı Beydâvî, Şâfiî mezhebinden olmakla beraber, tefsirinin Osmanlı medreselerinde de asırlarca ders kitabı olarak okutulması dikkat çekici bir durumdur. Çünkü Osmanlı Devletinde Hanefi mezhebi ön planda idi.

Beydâvî, bu tefsîri hayatının son döneminde Tebriz’de yazmıştır.

 

Mütercimin Sunumu

2006- 2010 yılları arasında Dost TV’ de “Rahman’ın Âyetleri” adıyla tefsir proğramı yaptım. Kur’anın baştan sona tefsirine gayret ettiğim bu proğramda Fahreddin Razi, Hamdi Yazır gibi pek çok müfessirin tefsirlerinden yararlandım. Bunlar içinde en ziyade bana faydası olanlardan biri, Kâdı Beydâvî’nin tefsiri oldu.

Onun tefsirini okudukça, bu mübarek eserin neden asırlarca bir tefsir klasiği olduğunu, Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okunduğunu, 250’den fazla üzerine şerh ve haşiyeler yazıldığını daha iyi anladım.

İbaresinin bir derece zor olması sebebiyle Türkçeye şu ana kadar tercüme edilmemekle beraber, İslamî ilimler alanında araştırma yapan hemen herkes bir şekilde bu tefsire muhatap olmuş veya duymuştur. İnşaallah bu çalışma ile, bu güzel tefsirden daha geniş kitleler istifade edeceklerdir.

Bir bütün olarak bu tefsiri incelediğimizde, başlıca şu özellikler dikkatimizi çeker.

- Beydâvî, gayet veciz ibareler ile anlatmış, laf kalabalığı yapmamıştır.

- Ayette bulunan edebî incelikleri tam bir vukufiyetle ele almış, bu şekilde Kur’anın mu’cizeliğine delil getirmiştir.

- Ayetlerin açıklamasında sebeb-i nüzule (ayetlerin iniş sebebine) sıkça yer vermiştir.

- Ayetlerin yorumunda farklı görüşlere dikkat çekmiş, kendi kanaatlerini açıkça ifade etmiştir.

- Gerek farklı fıkhî mezhepler, gerekse farklı itikadî mezheplerin ayetle ilgili görüşlerine açıktan veya üstü kapalı olarak kısaca temas etmiş, ehl-i sünnetin müdafaasını yapmıştır.

- Zaman zaman, ayette geçen bazı kelimelerin manasını, “Arabların divanı” denilen şiirden şahit getirerek açıklamıştır.

- Ayetin okunmasında kıraat farklılıklarına işaret etmiştir.

-“Bu ayet hakkında şöyle de denildi” diyerek diğer ufuk açıcı manalara temasta bulunmuştur.

-Zaman zaman tasavvufî mana inceliklerine dikkat çekmiştir.

Yaptığımız tercümenin başlıca özellikleri şunlardır:

- Motamot tercüme yerine, ifade edilen mananın Türkçe’deki karşılığını vermeyi esas aldık.

- Anlaşılması zor olan veya açıklanmasında fayda gördüğümüz yerlerde dipnotlar şeklinde açıklamalar yaptık.

- Beydâvî’nin cümlelerinde maddeler halinde ele alınabilecek durumlar olduğunda, cümleyi alt alta maddeler şeklinde yazmayı tercih ettik.

-Beydâvî’nin kendisi de bir kaynak olması cihetiyle, tefsirde geçen hadislerin kaynağını yazmadık.

- Kolay ve anlaşılır bir dil kullanmaya çalıştık. Ama takdir edileceği üzere, tıpla ilgili bir kitapta tıbbî terimlerin, hukukla ilgili bir kitapta hukukî terimlerin olması gibi, biz de bu tercümede tefsir ilminin terimlerini kullandık. Mesela, ayetlerin iniş sebebini ifade eden sebeb-i nüzûl kavramını aynen kullanmayı tercih ettik.

-Tercüme esnasında görülen başlıkların tamamına yakını metinde olmayıp, anlamayı kolaylaştırması açısından tarafımızdan konulmuştur.

- Bu çalışmada yaptığımız en önemli bir yenilik, Kur’anın tamamının “her güne bir ders” şeklinde 442 ders olarak sunulmasıdır. Kur’anın son üç cüzü, genelde kısa surelerden meydana geldiğinden, o bölümde yer alan surelerin her biri birer ders olarak ele alınmış, ama diğer kısımlarda yer alanlar derslere taksim edilmiştir. Mesela, onbir sayfadan meydana gelen Kehf suresinde başlıca beş kıssa vardır:

- Ashab-ı Kehf kıssası.

 -Biri mağrur, diğeri dindar iki arkadaşın kıssası.

- Hz. Adem kıssası.

-Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın kıssası.

- Zülkarneyn kıssası.

Biz bu çalışmada bunu beş ders şeklinde takdim ettik.

Gerçi Kur’anın her yerinde bölümler Kehf suresinde olduğu kadar net ayrılmaya müsait değildir. Böyle olmakla beraber, yapılabilecek taksimin en iyisini yapmaya çalıştık. Mesela, onüç buçuk sayfa olan Yusuf suresi baştan sona bir kıssa olup, Hz. Yusuf’un hayat hikâyesinden önemli pasajlar ve mesajlar ihtiva eder. Biz bu kıssayı, altı bölüm halinde ele aldık. Bu bölümler incelendiğinde, her birinin Hz. Yusuf’un hayat hikâyesinden birer sahne olduğu görülecektir.

Bu tarz bir sunum, bildiğimiz kadarıyla ilk defa yapılmaktadır. Beydâvî’nin orijinalinde böyle bir ayırım olmamakla beraber, özellikle günümüz insanına böyle bir sistemin çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Dersler, genelde beş on sayfa civarındadır. Nadiren daha az veya daha fazla olabilmektedir. Kendine her gün bir dersi hedef seçen okuyucu, böylece 442 günde Kur’anın tamamı üzerinde kafa yorarak bitirmiş olacaktır. Böyle yapmayı tercih edenlere tavsiyemiz, yanlarında başka tefsirler de bulundurmaları, diğer müfessirlerin aynı bölümü nasıl tefsir ettiklerini vaktin elverdiği nisbette görmeleridir.

Ama isteyen kimse, böyle bir sistemi nazara almadan çok daha hızlı bir şekilde kısa zamanda tefsiri okuyabilir.

- Eser, tek başına okunabileceği gibi, Kur’an dersi yapmak isteyenler için ideal bir ders kitabı da olabilir, ailece veya arkadaş grubu ile müzakere yoluyla takip edilebilir. Beraber okunması, anlaşılmasını daha da kolaylaştıracaktır.

- Şiirle şahit getirilen ve kıraat farklılıklarını anlatan kısımları genelde tercüme etmedik. Zaten üst düzey Arapça bilenler bu eseri aslından okuyup anlamaktadırlar. Arapça bilmeyenler için ise, -ehline malum olduğu üzere- bunları tercümede ifade edebilmek hayli müşkildir.

Böylece bu tefsir klasiğinin yaklaşık % 90’ı Türkçeye kazandırılmış oldu. Şahsım itibarıyla Beydâvî’nin açıklamalarından gerçekten çok istifade ettim. Tercümeden okuyanların da çok istifade edeceklerini umuyorum.

Meâl Hakkında

Beydâvî Tefsiri Arapça olduğu cihetle, bu kitapta yer alan meâl, tamamen tarafımızdan hazırlanmış olup, otuz yıldan bu yana Kur’an ilimleriyle meşguliyetin bir neticesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Hamdi Yazır’ın meâli gibi başlıca meallerden de istifade edilmekle beraber, tamamen müstakil bir meâldir.

Meâlin bazı özelliklerini şöyle sayabiliriz:

-Bilindiği gibi, tek kelimeden meydana gelen (Rahman, 64) ayeti olduğu gibi, bir sayfalık müdayene ayeti de vardır (Bakara, 282). Biz bu çalışmamızda, ayet meallerini cümlelere bölmeyi tercih ettik. Mesela (Bakara, 255). ayet olan ayete’l- kürsî on ayrı cümleden meydana gelmiştir. Zihnin bu on cümleyi hatırda tutması elbette kolay değildir. Ama cümleler halinde muhatap olunduğunda daha kalıcı olmaktadır. Son yıllarda ülkemizde “kelime meâl” sistemi bazı meâllerle yaygınlaşmıştır. Bu sistem, Kur’an kelimelerinin anlamını öğrenmede faydalı olmakla beraber, manayı bir bütün olarak kavramada problemlere yol açmaktadır. Çünkü zihin mevcut kapasitesini tam kullanamamakta, çatallanmakta, öyle ki bu durum konuşmasına bile yansıyabilmektedir. Bu açıdan, cümle olarak ayete muhatap olup, cümle içinde kelimeleri görmek ve anlamak çok daha faydalı olacaktır. Nitekim eğitimde de “tümden gelim” metodu daha ön plana çıkmaktadır.

-Ayet meâlleri koyu olarak yazılmış, ihtiyaç olan yerde ise, manayı anlamayı kolaylaştırıcı ifadeler parantez içinde yer almıştır. Pek çok meâlde buna riayet edilmemesi, meâl ile tefsirin iç içe girmesine, hangisinin ayetten hangisinin tefsirden olduğunun karıştırılmasına sebep olmaktadır.

-Melekût, kab-ı kavseyn, sidretü’l-münteha, salih amel, takva gibi genelde kavram olabilecek ifadeler aynen alınmıştır. Zira böyle kelimelerin tam bir Türkçe karşılığı yoktur. Bunları birer kelime ile ifade etmeye çalışmak, büyük ölçüde mana kaybına yol açmaktadır. Bunların açıklamasının tefsirde yer alması, okuyucuyu manada derinleşmeye sevk etmektedir.

- Kur’anın meâli denizin maviliğine, tefsiri ise o denizin derinliğine benzer. Meâlde mana derinliğini yakalayabilmek çok da kolay değildir. Bu açıdan, meâl-tefsir türü çalışmaların daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Zaten bu eser de bu türden bir çalışma olmuştur.

- Yoğun bir mesai ve ciddi bir araştırmanın neticesinde, böyle bir meâl ortaya çıktı. Eksikleri olduğunu kabul ile beraber, bazı yenilikleri ve açılımları ihtiva etmesiyle, Kur’anın anlaşılması yolunda ileri bir adım olacağını umuyorum. Gözümüzden kaçan veya eksik görülen kısımları varsa, değerli okuyucuların e-mail adresime bildirmelerini istirham ediyorum.

Amellerin Faziletleriyle İlgili Bir Açıklama

Beydâvî, hemen her surenin sonunda o sure ile ilgili bir rivayete yer verir.

Mesela Yasîn suresi tefsirinin sonunda geçen şu rivayete bakalım:

“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’anın kalbi de Yasîn’dir. Allahın rızasını murat ederek hangi Müslüman onu okusa, Allah onu bağışlar ve sanki yirmi iki defa Kur’an hatmetmiş gibi sevap verir. Hangi Müslümana da ölüm meleği geldiği sekerat zamanında Yasin suresi okunsa, onun her bir harfi için on melek iner. Bu melekler o kimsenin önünde saf olurlar, ona rahmet ve mağfiret duası ederler. Onun cenazesinin yıkanmasında bulunurlar, onun cenaze namazını kılarlar, teşyi eder ve defninde hazır olurlar.

Hangi Müslüman ölüm anında Yasin Suresini okusa, Rıdvan isimli melek ona gelip de cennetten getirdiği şerbeti yatağında içmeden, ölüm meleği onun ruhunu kabzetmez. Ruhu kabzedilirken o kimsenin kokusu hoştur. Kabrinde dururken kokusu hoştur. Kirlerden temizlenmek için peygamberlerin havuzlarından bir havuzda yıkanmaya muhtaç değildir, çünkü orada da kokusu hoştur.”

Bu ve emsali rivayetler genelde sahih hadis kaynaklarında geçmediğinden ve ilk bakışta mübalağalı bir anlatım gösterdiğinden pek çok tefsir alimi, -tefsirde bir harika olduğunu kabul etmekle beraber- bu noktada Beydâvî’yi tenkit etmişlerdir.

Bu meselede şu gibi esaslara dikkat çekmekte yarar görüyoruz:

- Hadis alimleri, hüküm ihtiva etmeyen zayıf hadislerle amel edileceğini kabul ederler. Beydâvî’nin zikrettiği bu rivayetler, dinde yeni bir hüküm getirmemekte, sadece bu surelerin okunmasına teşvikte bulunmaktadır. Dolayısıyla bunların din noktasında bir mahzuru söz konusu değildir.

- Beydâvî bunları zikrederken zaman zaman “Allahu A’lem” (Doğrusunu en iyi Allah bilir) demesi, kendisinin de bu konuda ihtiyatlı olduğunu gösterir.

- Bu müteşabih rivayetlerde vaat edilen sevapların ve durumların mutlak ve belli vakitler için olması düşünülebilir. Dolayısıyla, bunların doğruluğu için bazı fertlerde ve bazı vakitlerde olması yeterlidir. Öyleyse bu hükümler külli değillerdir, sıhhati için rivayette zikredilmeyen ve bilinmeyen bazı şartlar vardır.

-Hem o sureyi okumanın böyle bir sevabı netice vermesi zatında imkânsız olmayıp, mümkündür. Ama her şahıs için tahakkuk etmesi söz konusu olamaz, ihlâs ve kabul gibi kayıtlarla kayıtlıdır.

-Sevap, Allah’ın fazlı ve feyzidir. Kulun nazarı ise, feyzinin tecellilerine bir nihayet olmayan bir Zat’ın, nihayeti olmayan bekâ âleminde, ihtiyacına nihayeti olmayan kuluna vereceği şeyleri tam da ihata edemez.

- Rivayetteki sevap, ahirete bakan yönüyle aynen gerçekleşebilir. Küçük bir cam parçası semayı yıldızlarıyla içine alması gibi, o âlemden bir zerre, sevap âleminden koca bir âlemi içine alabilir.

- Atomdaki enerjinin açığa çıkması, insanın ve hatta top yekun insanlığın idrak sınırlarını aşmakla beraber, hakikatin ta kendisi olduğu gibi, bu rivayetlerde nazara verilen sevapların ve neticelerin en azından bazı fertler hakkında gerçekleşmesi imkan dışı değildir. Bazen olur, kişinin kudsi bir halde söylediği tayyip bir kelime, rahmetin bir hazinesini açabilir. Kadir suresi üçüncü ayette “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” denilmesi, bu noktada bize rehberlik edebilir. Yani, böyle bir gece, bir ömre bedel olduğu gibi, şartlarına uyarak okunan bir sure, dünyevî idrakimizi zorlayan nice rahmet hazinelerini açabilir.

Bununla beraber, gerçek ilim, gaybları bilen Allah nezdindedir.

Şadi Eren

 

Müellifin Önsözü

ميِحَّرلا ِنَمْحَّرلا َِّهللا ِمْسِب

“Sana da Zikri indirdik ki, insanlara indirileni açıklayasın.” Nahl Suresi, 44

Her türlü hamd o Allaha mahsustur ki,

- Hak ile batılı ayıran Kur’anı âlemlere uyarıcı olarak indirdi.

- En halis Arapların en seçkin alimlerine onun en kısa bir suresinin benzerini getirmeleri hususunda meydan okudu, ama kimse buna güç yetiremedi.

-Hem asıl Araplardan, hem de zamanla Araplaşmış olanlardan ona muaraza edenleri susturdu. Öyle ki, onun karşısına çıkan edipler, kendilerinin büyülenmiş olduğunu zannettiler

-Sonra insanlara indirilmiş olan ayetleri, içlerinden akıl sahibi olanlar düşünsünler ve ders alsınlar diye onların maslahatlarına göre beyan etti. Böylece hem ümmü’l- kitap, yani Kur’anın temel esasları olan muhkem ayetlerdeki manayı ve hem de rumuz’l- hitap, yani hitaptaki ince işaretler olan müteşabih ayetlerdeki kapalılık perdesini onlara açtı, bunların tefsir ve te’vilini yaptı. Hakikatlerdeki kapalılıkları ve dakik manalardaki incelikleri ortaya koydu. Ta ki Kur’anın muhataplarına mülk ve melekûtun gizli sırları ve Cenab-ı Hak ile ilgili bilinmeyen manalar tecelli etsin ve onlar da bu sırlar ve manalar hakkında iyice tefekkür etsinler.

-Ayrıca, onlardan maddi- manevi kirleri gidersin ve onları tertemiz yapsın diye, ayetlerin ibarelerinden ve işaretlerinden hükümlerin kurallarını ve muhtelif durumlarını ortaya koydu. Artık bunun sonucu olarak, her kim sağlam kalbe sahipse ve uyanık bir şekilde ona kulak verirse, o kimse dünya ve ahirette medhe layıktır ve mutludur. Kim de başını çevirmez ve nurunu söndürürse, o da kınanmaya layıktır ve kızgın ateşe atılır.

Ey Vacibu’l – vücud, ey cömertliği veren, ey her maksattan öte olan!

Hz. Peygambere öyle rahmet et ki, onun manevi zenginliğine münasip ve makamına denk olsun. Ona yardım eden ve onun açıklamalarını takrir edenleri de rahmetine mazhar kıl. Bizleri de onların bereketlerinden feyizlendir ve onların şerefli yollarından gidenlerden eyle. Hem onlara, hem de bize selametler ver. 

Emma ba’d.

İlimlerin en ziyade büyüğü, şeref ve parlaklıkta en yücesi, hiç şüphesiz Tefsir İlmidir. Tefsir ilmi, dinî ilimlerin reisi ve başıdır. Allah yolunun kurallarının temeli ve esasıdır. Bu sahada görüş beyan etmek ve konuşmaya yeltenmek isteyen kimse,

- Dinî ilimlerin tamamında, hem usulde hem füru’da seçkin bir konumda olmalı.

- Arapçanın hem sarf ve nahvinde (gramerinde) hem de edebi sanatlarında üstün bir seviyede bulunmalıdır.

Uzun zamandan beri Tefsir alanında bir kitap yazmayı içimden geçiriyordum.

Bunda şu özellikler olmalıydı:

- Büyük sahabelerden, tabiinin alimlerinden ve selef-i salihinden bu konuda gelen manaların özünü ihtiva etsin.

- Hem kendimin çıkardığı, hem de benden önce gelen seçkin müteaahhir zatların ve temayüz etmiş muhakkiklerin çıkardığı yüksek nükteleri, parlak incelikleri içinde bulundursun.

- Sekiz meşhur kıraat imamına dayanan meşhur kıraatlere ve muteber kurralardan rivayet edilen şaz kıraatlere yer versin.

Ancak kapasitemin yetersizliği, beni buna teşebbüsten alıkoyuyor, bu makamda görülmekten men ediyordu. Ancak bir istihare sonucu, murat ettiğim bu çalışmaya başlamam ve maksadımı gerçekleştirmem gerektiği kalbime geldi Onu tamamladıktan sonra “Envâru’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl” adını vermeyi niyet ettim.

İşte şimdi Allahın tevfikiyle onu yazmaya başlıyorum. “Her hayra muvaffak kılan ve her isteneni veren O’dur” diyorum.

Kâdı Beydâvî

Okunma Sayısı : 25875

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
Yorumunuz
E-Posta Adresiniz
Güvenlik Kodu
dort yedi bir dokuz iki sifir

RSS akışımıza abone olmak için tıklayın... Facebook sayfamıza abone olmak için tıklayın.

Hakkımızda | Yardım | Bağış | İletişim | Kur'an'dan Bir Mesaj Mail Grubu

Bu sitenin barındırılması Sunucuturkiye Dedicated Server tarafından sağlanmaktadır

Feyyaz Grup